Post image
Bir Çeşit Ahmaklık

 

Fikret İLKİZ 

Acaba bir siyasetçi başka bir siyasetçiye, halkın oylarıyla seçilmiş politikacılar karşılıklı olarak birbirleri aleyhine sözler sarf ederse veya kamu görevlilerine ve görevlilerin birbirlerine “hırsızların hamisi”, “satılık insan”; “ahlaksız”; “vicdansız”; “imansız”; “onursuz”; “namussuz”; “şerefsiz” derse ne olur?

Kişilik hakkı ihlal edilmiş midir? Eleştiridir, ifade özgürlüğüdür demek mümkün müdür?

Siyasetçiler ile siyasetçi olmayanlar arasında nasıl bir fark vardır?

Hakkında yukarıda sıralanan sözler sarf edilerek Ana muhalefet partisi Genel Başkanı tarafından eleştirilen seçilmiş milletvekili manevi tazminat davası açabilir mi?

Acaba yargı ne karar vermiştir?

Davacı olan milletvekili davalarını yitirmiştir. En son Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Birinci Bölüm milletvekilinin Başvurusunu karara bağlamıştır ve hak ihlali talebini 2019/10122 Başvuru numaralı ve 21.9.2022 tarihli kararı ile kabul edilemez bulmuştur.

Anayasa Mahkemesine taşınan davanın Bireysel Başvurunun özü; ana muhalefet partisi genel başkanı tarafından grup toplantılarında yapılan konuşmalarda başvurucu davacı milletvekili hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıdır.

Başvurucu avukattır ve TBMM 24. ve 25. dönem Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekilidir. 10/2/2015-21/7/2018 tarihleri arasında adalet bakan yardımcısı olarak görev yapmıştır.

Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmaları sürecinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aralarında bürokrat ve memurların da bulunduğu birçok kişiye yönelik olarak “kara para aklama”, “altın kaçakçılığı” ve “kamu görevlilerine rüşvet” iddialarıyla 2013 yılının Aralık ayında operasyonlar başlatılmış ve bu kapsamda çok sayıda kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştır.

Anayasa’nın 100. ve TBMM İçtüzüğü ‘nün 107. maddesi uyarınca başbakan ve bakanlar hakkında soruşturma yetkisi TBMM’ye ait olduğundan başvurucunun da aralarında bulunduğu milletvekillerinden oluşan 9/8 Esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu kurulmuş, haklarında yolsuzluk yaptığı iddiası bulunan eski bakanlar Z.Ç., E.B., M.G. ve Er.B.’nin yargılanmak üzere Yüce Divana sevki için Komisyonda oylama yapılmıştır.

Bu oylamada başvurucunun da aralarında bulunduğu iktidar partisi milletvekilleri olumsuz oy kullanmıştır ve Komisyon çoğunluğu bakanların Yüce Divana sevk edilmemesine karar vermiştir.

6/1/2015 tarihli grup toplantısında ana muhalefet partisinin Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada yolsuzluk iddiaları ve bakanların Yüce Divana sevk edilmemesi kararını eleştirmiştir. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı 17-25 Aralık olaylarının ardından kurulan Yolsuzluk Soruşturma Komisyonunda görev alan Başvurucunun bakanların Yüce Divan huzurunda yargılanmamaları yönünde oy kullanan Başvurucu hakkında “hırsızların hamisi” ifadesini kullanmıştır. Konuşmasının devamında başvurucunun kullandığı oyla hırsızların koruyuculuğuna soyunarak vicdanını sattığını; bu sebeple, ailesinin yüzüne dahi bakamayacak duruma geldiğinin kuvvetle muhtemel olduğunu ifade etmiştir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 13/1/2015 tarihli grup toplantısında adı geçen Bakanların Yüce Divana sevkine olumsuz oy kullanılmasının ahlaksızlık olduğunun, bu kararı verenlerin inançtan yoksun, vicdansız olduklarının altını çizmiştir.

Başvurucu, bunun üzerine ana muhalefet partisinin grup toplantılarında yapılan konuşmalarda hakkında kullanılan ifadelerin şeref ve itibarına karşı saldırı teşkil ettiğini belirterek ana muhalefet partisi genel başkanı aleyhine manevi tazminat istemiyle her iki konuşma nedeniyle 30/4/2015 tarihinde iki ayrı dava açmıştır.

Başvurucu; dava dilekçelerinde özetle eski bakanların Yüce Divana sevk edilmemeleri yönünde oy kullandığından bahisle aleyhine kullanılan “hırsızların hamisi”; “satılık insan”; “ahlaksız”; “vicdansız”; “imansız”; “onursuz”; “namussuz”; “şerefsiz” şeklindeki ifadelerin eleştiri olmadığını, hakaret olduğunu, bu ifadelerin şeref ve itibarına, kişisel varlığına saldırı niteliğinde olup eleştiri sınırlarını aştığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi, iki davayı birleştirerek yargılama yapmış; 28/2/2017 tarihinde davaların kısmen kabulüne karar vererek sarf edilen ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve kişilik haklarına saldırıldığı kanaatine varmıştır.

Davalı ana muhalefet partisi Başkanının bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, 17/1/2019 tarihli kararı ile her iki davanın esastan reddine, miktar itibari ile kesin olmak üzere karar vermiştir.

Gerekçeli kararda; başvurucu aleyhine kullanılan ifadelerin kaba ve incitici olduğu değerlendirilmekle birlikte ifade özgürlüğünün sadece olumlu karşılanan ya da önemsiz görülen meselelerle sınırlı olmayıp aynı zamanda kaygı uyandıran bilgi ya da kırıcı düşünceleri de kapsadığının altı çizilmiş, davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik toplum için acil sosyal bir ihtiyaç bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) 25. Hukuk Dairesinin 17/1/2019 tarihinde verilen kesin nitelikteki kararın hukuka aykırı ve hak ihlali olduğu iddiasıyla Başvurucu 2/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 21.09.2022 tarihinde başvurunun kabul edilebilir olmadığı görüşüyle Başvurucunun talebini reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı ile Davalının ifade özgürlüğünün çatışması halinde çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken kullanılması gereken ölçütleri şöyle sıralamıştır:

  1. a) İfadelerin kim tarafından dile getirildiği,
  2. b) Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları, katlanması gereken, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı,
  3. c) İfadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı,
  4. d) Kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı,
  5. e) Müştekinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı,
  6. f) İfadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi,
  7. g) Cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı…

Anayasa Mahkemesine göre; Meclis grup toplantıları Mecliste grubu olan siyasi partilerce her hafta basına açık halde düzenlenmekte olup kamuoyunu meşgul eden ya da edecek nitelikte olan ülke gündemine ilişkin meselelerin konuşulduğu buluşmalardır.

Davalı Kılıçdaroğlu yaptığı konuşma ile siyasi arenada avantaj elde etme ve aynı zamanda parti teşkilatındaki kişileri motive etme gayesindedir. Bu noktada siyaset yapan insanların birbirlerine karşı kullandıkları sözlerin açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

17. Toplumun tamamını ilgilendiren ve kamusal bir tartışmaya katkı sunduğu konusunda şüphe bulunmayan konularda oluşan rahatsızlıkların yüksek sesle dillendirilmesinin ancak düşüncelerin herhangi bir engelle karşılaşmadan açıklanabildiği demokratik rejimlerde mümkün olduğu unutulmamalıdır (…) Şu hâlde, başvurucu grup toplantısında davalının yaptığı konuşmalarda kendisini sebepsiz yere hedef aldığını ve salt aşağılama amacı güttüğünü söyleyemez. Zira konuşma içerisinde sıklıkla yer alan “hırsızların hamisi” şeklindeki ifade, bizzat başvurucunun hırsız olduğu anlamına gelmeyip yolsuzluk yaptığı iddia edilen eski bakanların Yüce Divana sevk edilmelerine olumsuz oy verdiği için, hırsız olduğu iddia edilen kişileri koruduğu imasını taşımaktadır.

Öte yandan davalı, başvurucunun şikâyet ettiği diğer ifadeleri ise konuşmalarının bütünü içerisinde belirli bağlamlarda kullanmıştır. Bağlamlarından kopartılarak doğrudan başvurucuyu hedef aldığı kabul edildiğinde tahkir edici bulunabilecek söz konusu ifadeleri davalı, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunduğunu düşündüğü eski bakanların Yüce Divana sevk edilmemesi yönünde oy kullanan milletvekillerine yöneltmiştir. Davalıya göre bakanların yargılanmaması yönünde oy kullanan çoğunluk kendi vicdanlarına, ahlak anlayışlarına ve inançlarına aykırı davranmıştır.

  1. İlk olarak kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici olsa dahi Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü; sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (…) Anayasa Mahkemesi yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (…)
  2. İkinci olarak, başvuruya konu konuşmalar siyasi bir tartışma sırasında söylenmiştir. Özellikle siyasetçilerin ve milletvekillerinin aralarında geçen tartışmalarda taraflar ifade özgürlüğünden çok daha geniş bir şekilde yararlanırlar. Zira siyasi tartışmaların serbestliği demokratik toplum idealinin merkezinde yer alan bir ilkedir. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple müdahale, eğer bir siyasetçinin ve özellikle muhalefet partisinin bir üyesinin ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. Buna ilaveten mevcut başvuru konusu olaylar halka mal olmuş kişiler olarak hareket eden kamusal ilginin odağındaki siyasetçiler arasında geçtiği için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında daha geniştir. (…)
  3. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında istikrarlı şekilde vurguladığı üzere yazılı ya da sözlü bir beyan içerisinde kullanılan ifadelerin ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar verirken kullanılan ifadeleri bağlamından kopartmaksızın olayın bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekmektedir (…) Davalının konuşmalarının bağlamından koparılarak dava açıldığı anlaşılmaktadır. Tek başına ve soyut olarak kullanıldığında kaba ve kırıcı bulunabilecek bir söz bağlamı ile birlikte ele alındığında ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken üslubun bir parçası olarak nitelendirilebilir.
  4. Davalının konuşması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, konuşmanın esas olarak kamuoyunu ilgilendiren güncel meseleler hakkında olduğu, davalının başvurucuya yönelik keyfi ve sebepsiz bir saldırıda bulunmaktan çok devlet ve toplum hayatında ciddi etkileri olan, o tarihten bugüne kadar siyasetin merkezi gündem konularından biri haline gelen dört bakanın yolsuzluk iddialarına ilişkin kendisinin ve temsil ettiği partililerinin düşüncelerini yansıtmaya çalıştığı değerlendirilmiştir. Kaldı ki başvurucu da o tarihlerde milletvekili olduğundan rahatlıkla davalıya cevap verme imkânına sahiptir. O hâlde, başvurucunun kendisine yönelik eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermesi gerekir.
  5. Yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları dikkate alındığında, somut olayda devletin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerine aykırı davranmadığı değerlendirilmiştir. Zira davalının bir siyasetçi olarak yaptığı konuşmada yine siyasetçi olan başvurucu hakkında kullandığı ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemesini gerektiren herhangi bir toplumsal ihtiyacın mevcut olmadığı görülmektedir. Aksi yönde değerlendirme bir temel hak olan ifade özgürlüğünün özüne dokunmaktadır.”

Böylece Anayasa Mahkemesi kendisine “hırsızların hamisi” dediği için “şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez” olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında “ölçütleri” teker teker sıralamıştır…

Bu ölçütler bağımsız ve tarafsız olan, yetkin ve güvenilir bir yargıda aranabilir.

Eğer yoksa?

Ölü taklidi yapan bir devlet içinde gündüz vakti elinde fenerle dolaşarak hukuk ve adalet aramak bir çeşit ahmaklıktır. Olmayan hukuk, olmayan adalet hakları korumaz. Çünkü yaratılmış düzene uygun hukuk; temel insan haklarını ve ifade özgürlüğünü hem de “hukukla” fevkalade iyi ihlal edebilir. Sanırsınız ki; her şey kanuna ve hukuka uygundur!

Kendilerini çok akıllı sananlara ve bizleri aptal yerine koyanlara karşı öfkelenmek suretiyle akılla, hukukla karşı çıkmaktır direnmek ve sonunda adaleti kazanmaktır.

19.12.2022

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN