Post image
İstanbul’un Destansı Anlatımı

 

Doğan Kuban‘ın sağlığında teslim ettiği, İstanbul’u ele aldığı ve Osmanlı tarihine eleştirel bir bakışla yaklaştığı son kitabı “İstanbul’un Destansı Anlatımı” Boyut Yayınları‘nda yayınlandı. Kitap 330-1750 yıllarını ele alıyor ve Osmanlı’nın artık şaşaasını kaybettiği dönemle sona eriyor. “Bu son kitabım, en sevdiğim kitabım” dediği kitap bir başyapıta yakışır bir kapsamda yayınlandı.

Doğan Kuban ülkemizin yetiştirdiği derin entelektüel ve büyük bir Cumhuriyet aydını. Ve bir bilim insanı… Önce Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasında sürdürdü yazılarını, sonra düzenli haftalık yayınlanabilmek için yazılarının Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji’yi seçti.

CBT kapanınca Herkese Bilim Teknoloji dergisinin kuruluşuna önderlik etti. Yazılarından seçkileri hala yayımlıyoruz HBT’de, çok okunuyor. Onu kaybettik ama bir sürpriz yaparak son eserim dediği kitabını ülkeye okurlarına ve bilim-düşünce dünyasına hediye etti.

Boyut Yayınları sahibi ve yayıncısı Bülent Özükan ile Kitap ve Kuban hoca üzerine yaptığımız söyleşide diyor ki “Kuban, ilk defa bu kitabında İslam’da resmin yasaklanmasına Rönesans’ın ıskalanmasını, medrese eğitiminde bilimin dışlanmasıyla gelişmenin olamadığını yeri geldikçe “İstanbul’un Destansı Anlatımı”nda dile getiriyor. Devlet yönetimini eleştiriyor.

Özükan devamla: “Doğan Kuban bu kitabında ilk defa olarak Roma ile Nea Roma yani İstanbul kıyaslaması yapıyor. Roma döneminin efsanevi yapılarından olan ve günümüze muhteşem bir yapı olarak ulaşan, ilk yapıldığı 150’li yıllarda Pagan Tapınağı olarak inşa edilen Pantheon Tapınağı’nın kubbesini Ayasofya’da bulduğunu bize anlatıyor. Yine Roma Vatikan’daki San Pietro Meydanı ve yerleşkesini Süleymaniye Külliyesi ile kıyaslarken destansı anlatımının büyüsüne kapılıyorsunuz.”

Kuban hocayı 5 yıl önce 2021’in 22 Eylülünde kaybettik. Özükan, kitabın neden 330-1750 tarihleri arasında İstanbul’u değerlendiriyor sorumuza şu yanıtı verdi:

“Mimar ve mimarlık tarihçisi olarak duayen bir isim olan Doğan Kuban için Osmanlı’nın karakteristik ve özgün dönemi, 1750’li yıllarda son buluyordu. Sonraki yılları çöküşün başlangıcı, 1850’lerden sonrasını ise batıyı kötü bir şekilde kopya etmeye çalışan bir Osmanlı ile karşılaştığımızın teşhisini ilk o önümüze koydu.

“Özellikle mimarlık tarihi açısından bu teşhis çok daha belirgin olarak karşımıza çıkıyor. Osmanlı’ya özgü yerleşim ve yapı biçimlerinin batı özentisi yerleşim ve yapılarla yer değiştirmeye başladığı dönemi 1750 yılıyla sınırlandırıyor.

Kuruluş 330

Özükan diyor ki:

* 330’daki kuruluşuyla İstanbul’un Hristiyan dünyasının ilk ve en büyük merkezinin İstanbul olduğunu hatırlatıyor. 1453 sonrası ise şehir İslam dünyasının en büyük merkezi. Dünyanın hiçbir kentinde görülemeyecek inanç izlerinin İstanbul’da olduğunu keyifli üslubuyla bizlere anlatıyor. İstanbul’un Hristiyan ve İslam dönemlerindeki yapılarını, esinlendikleri kaynaklarıyla okuyucuya sunuyor.

* Yazılarının sırasıyla okunması gerekmiyor. Takıldığınız bir fotoğraf ya da dönem çizimi, çok da uzun olmayan bölüm yazılarıyla lezzetli bir İstanbul tarihi sunuyor bizlere.

Kitap bir görsel şölen

Özükan, 300’den fazla özgün İstanbul görselinin kitapta yer aldığını söylüyor ve ekliyor:

Kitabı değerli kılan bir özellik bu.. Okumanın yanında İstanbul’u eşsiz bir belgesel gibi izleyebiliyorsunuz. Her konunun en önemli görselleri Doğan Kuban’ın yazılarına eşlik ediyor.

Özükan’a şu soruyu yönelttim:

Kuban bundan önce de İstanbul’a anlatan kitaplar yazdı. İstanbul için dünyada çok sayıda kitap da var. İstanbul’un Destansı Anlatımı’nın bütün diğerlerinden farkı nedir? Şu yanıtı verdi:

Kuban, Destansı İstanbul Anlatımında zaman zaman tarihteki ilk İstanbul tanıklarıyla röportaj yapar gibi alıntılara yer veriyor. Pierre Gilles (1490-1555) İstanbul üzerine kitap yazan ilk gezginlerden. Bu nedenle tanıklıkları ve İstanbul’da gördükleri üzerine yazdıkları çok önemli. Gilles’in anlatımlarını adeta bir röportaj tekniğiyle alıntılanarak kitabında bizlere ulaştırıyor.

“Hiçbir yer bunun kadar uygun yerde kurulmuş, bunun kadar güzel kent olamaz” diyen ve yazan Ogier Ghiselin De Busbecq (1521-1591) fetihten hemen sonra gezdiği İstanbul hakkında gözlemlerini sorusuna cevap verir gibi alıntılıyor Doğan hoca. Solomon Schweiger’in 1578-1581 İstanbul gezisi, Stephan Gerlach’ın 1573-76 yılı İstanbul gözlemlerini Michael Heberer’in 1555-1560 yılları arasında bulunduğu İstanbul anıları bizim için çok değerli bilgiler içeriyor.

Kuban II. Osman’ı neden önemsiyor?

Çünkü diyor Özükan, diğer tarihçilerden farklı yorumlarıyla “Osmanlı devlet düzenini” kökten değiştirmeyi planlayan ilk ve son padişah olarak nitelendiriyor. Kuban’ın görüşleri şöyle;

“II. Osman, Osmanlı sisteminin özeleştirisini yapan tek sultandır. Kanımca Osmanlı Sultanları arasında en anlamlı entelektüeldir. Genç sultanın dört yıl içerisinde; yeniçeri zorbalığı, bürokrat ihaneti ve medrese kışkırtıcılığı ile insanlık dışı bir cinayetle öldürülmesi; imparatorluğun politik sisteminin gücünden çok, kolay kan dökücülüğünün açık bir göstergesidir. Osmanlı tarihinde devletin düzenini değiştirmeyi düşünen bir sultan, Tanzimat döneminde bile yetişmemiştir. II. Osman ya da Genç Osman, Osmanlı sülalesinin çöküşünün başlangıcını temsil eder.”

Kuban, kategorik olarak olayları ve olguları fetihten önce ve fetihten sonra diye ayırsa da geçişgen bilgilere çok sık rastlıyoruz ki, bu durum da kitaba ayrı birtad katıyor.

“Fetih öncesi” Roma’nın yapılarını anlatırken “Fetih sonrası” bölümünü beklemeden 1453 sonrası bilgileri kıyaslamalı olarak bize sunabiliyor.

Resim Yokluğu Osmanlı Kültürünü Nasıl Etkiledi ayrı bir bölüm olarak kitabın sonunda yer alıyor. Bölümler arasında kısa okumalar bile İstanbul’un tarihine yolculuk hazları verebiliyor.

(Herkesi Bilim Teknoloji, 12.06.2026)

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN