Uğur KOÇBAŞ
Pulitzer ödüllü Harvard’lı tarihçi Jill Lepore, yeni kitabında yapay zeka tartışmasını teknoloji alanından çıkarıp devlet, yurttaşlık ve demokrasi meselesi olarak ele aldı. Lepore’a göre asıl risk, makinelerin insan işlerini alması değil; kamusal alanın, siyasi karar süreçlerinin ve devlet işlevlerinin özel şirketlerin kurduğu dijital sistemlere devredilmesi…
Yapay zeka tartışması uzun süredir “insan işlerini makineler mi alacak?”, “robotlar öğretmen, doktor ya da gazeteci olabilir mi?”, “yapay zeka insan zekasını aşacak mı?” soruları etrafında dönüyor. Harvard Üniversitesi tarihçisi ve The New Yorker yazarı Prof. Jill Lepore ise yeni kitabında daha temel bir soru soruyor: Devletin ve demokrasinin yerini algoritmik sistemler alırsa ne olur?
Lepore’un yeni kitabı The Rise and Fall of the Artificial State (Yapay Devletin Yükselişi ve Düşüşü), yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, modern devletin dönüşümünü hızlandıran siyasal bir güç olarak inceliyor. Kitabın merkezindeki kavram “Artificial State” yani teknolojinin egemen olduğu bir rejim. Lepore’a göre bu kavram, liberal demokratik ulus-devletin işlevlerinin giderek özel şirketler, platformlar, veri sistemleri ve algoritmik karar mekanizmaları tarafından üstlenildiği yeni bir düzeni anlatıyor.
ABD’li tarihçi, bu yeni düzeni bir komplo teorisi ya da görünmez bir gölge hükümet olarak tarif etmiyor. Ona göre yapay devlet, siyasi söylemi düzenleyen, otomatikleştiren ve şirketlerin sahip olduğu dijital iletişim altyapılarıyla çalışan bir sistem. Lepore’un kullandığı en çarpıcı ifadelerden biri şu: “Liberal demokratik devletler yurttaş yaratır; yapay devlet troll yaratır.”
Kamusal alandan platformlara
Lepore’a göre liberal demokrasinin temel koşullarından biri, yurttaşların bilgiye eriştiği, tartıştığı, örgütlendiği ve karar verdiği bir kamusal alanın varlığıydı. Gazeteler, sendikalar, mahalle toplantıları, seçim kampanyaları, üniversiteler, mahkemeler ve parlamentolar bu alanın parçalarıydı. Ancak dijital çağda bu alanın önemli bir bölümü şirket platformlarına taşındı.
Lepore, “yapay devlet”i, ulus-devletin giderek daha fazla işlevinin özel çok uluslu şirketler tarafından devralındığı bir yapı olarak tanımlıyor. Ona göre en görünür değişim kamusal meydanda yaşanıyor. İnsanların dünyayı anlamak, oy vermek, siyasi karar almak ve yurttaşlık görevlerini yerine getirmek için kullandığı bilgi kanalları artık büyük ölçüde şirketlerin elindeki dijital platformlarda şekilleniyor.
Bu dönüşüm, Lepore’a göre sadece iletişim araçlarının değişmesi anlamına gelmiyor. Kamusal tartışmanın nasıl yürüdüğünü, hangi bilginin görünür olduğunu, hangi öfkenin büyütüldüğünü, hangi siyasi mesajın kime ulaştığını ve yurttaşların hangi gerçeklik içinde karar verdiğini de değiştiriyor.
‘Yurttaşlık tutkalı’
Lepore’un üzerinde durduğu konulardan biri seçim kampanyalarının dönüşümü. Ona göre 20’nci yüzyılın ortasından itibaren kamuoyu araştırmaları, seçmen segmentasyonu ve veri analizleri klasik kampanya pratiklerinin yerini almaya başladı. Mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşma, yüz yüze ikna ve yerel siyasi temas zayıflarken, seçmeni ölçme ve hedefleme mantığı güçlendi.
Lepore bu dönüşümü yalnızca teknik bir verimlilik artışı olarak görmüyor. Ona göre yüz yüze siyasi temas, demokrasinin sosyal dokusunu oluşturan temel unsurlardan biriydi. Yazar, bu tür temasları “civic glue”, yani yurttaşlık tutkalı olarak nitelendiriyor. Siyaset, insanların birbirini ikna etmeye çalıştığı bir alan olmaktan çıkıp veri toplama ve hedefli mesaj gönderme sistemine dönüştüğünde, yurttaşlık ilişkisi de zayıflıyor.
Yazarın ifadesiyle yeni aşama, “yapay zeka, yapay zekaya karşı” dönemi. Bir yanda seçmenler yapay zeka araçlarına ne düşüneceklerini, kime oy vereceklerini ya da hangi politikayı destekleyeceklerini soruyor; diğer yanda kampanyalar seçmene ulaşacak mesajları yine yapay zeka sistemleriyle üretiyor. Lepore’a göre bu tabloda siyasi karar sürecinin iki yanında da makineler yer almaya başlıyor.
Yurttaştan kullanıcıya
Lepore’un eleştirisinin merkezinde yurttaş ile kullanıcı arasındaki fark var. Liberal demokratik devlette birey, hakları ve sorumlulukları olan bir yurttaştır. Dijital platform ekonomisinde ise aynı kişi veri üreten, davranışı ölçülen, dikkati satılan ve hedeflenen bir kullanıcıya dönüşür.
Lepore’a göre hedefli reklam modeli, insan davranışını izleyip sınıflandırarak ticari ve siyasi mesajları kişiye göre düzenliyor. Aynı mekanizma bir ürün satmak için de kullanılabiliyor, siyasi mesaj vermek için de. Böylece siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Yazar, bu dönüşümün internetten önce başladığını da hatırlatıyor. Ona göre 1950’lerde yükselen tüketim kültürü, yurttaşlık fikrini tüketici kimliğiyle zayıflatmıştı. Ancak internet ve platform ekonomisi bu eğilimi tek bir dijital altyapıda birleştirdi. Alışveriş, haber, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel veri aynı şirket mimarisi içinde toplanmaya başladı.
‘Rıza olmadan yönetim’
Kitapta yapay devlet için iki sert formül kullanılıyor: “government without consent” ve “government without humans.” Yani “rıza olmadan yönetim” ve “insansız yönetim.”
Lepore’a göre yapay devletin en büyük tehlikesi burada yatıyor. Demokratik devlet, meşruiyetini yurttaşların rızasından, temsil mekanizmalarından, hukuktan ve kamusal tartışmadan alır. Yapay devlet ise kararların, yönlendirmelerin ve bilgi akışının giderek daha fazla otomatik sistemler tarafından belirlendiği bir düzen yaratır. Bu düzende yurttaşın yerini kullanıcı, temsilin yerini veri profili, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşim alabilir.
Yazar, bu düzeni kaçınılmaz görmüyor. Norton’un tanıtım metnine göre Lepore, yapay devletin bertaraf edilebileceğini savunuyor. Ona göre feodalizm, faşizm ve kölelik gibi başka sistemler de bir zamanlar kalıcı gibi görünüyordu; ancak insanlar bu sistemleri tanımlayıp kaynaklarını izlediğinde onları ortadan kaldırabildi.
Teknoloji elitlerine tepki
Lepore’un kitabındaki en sert eleştirilerden biri teknoloji elitlerine yönelik. Yazara göre Silikon Vadisi, kendisini geleceğin kurucusu olarak görüyor; ancak geçmişe, tarihsel deneyime, edebiyata, felsefeye ve demokrasinin nasıl kurulduğuna yeterince dikkat etmiyor.
Lepore, insanlığın anayasal demokrasiyi ve liberal ulus-devleti terk edip otomasyon ve makine yönetimine yönelmesinin ne anlama geldiğini sorguluyor. Terminator gibi distopik anlatıların, 21. yüzyılda Silikon Vadisi için bir iş planına dönüşmüş gibi göründüğünü söylüyor.
Bu yaklaşım, Lepore’un kitabını sıradan bir yapay zeka kitabından ayırıyor. Yazar, yapay zekanın ne kadar gelişmiş olduğunu değil; teknolojinin hangi tarihsel ve siyasal boşlukta devleti, kamusal alanı ve yurttaşlık fikrini dönüştürdüğünü inceliyor.
Pulitzer’li yazar
Jill Lepore, Harvard Üniversitesi’nde Amerikan tarihi profesörü ve Harvard Law School’da hukuk profesörü. Aynı zamanda The New Yorker yazarı. Lepore 2026 Pulitzer Tarih Ödülü’nü bir önceki eseri olan We the People: A History of the U.S. Constitution kitabıyla aldı. Amerikan tarihi, anayasa, siyaset, teknoloji ve kamusal hayat üzerine çalışıyor.
Yapay zekanın doğaya maliyeti
Lepore’un kitabı, yapay zeka ve dijital devlet meselesini yalnızca siyasetle sınırlamıyor. Yayıncı tanıtımına göre kitap, yapay devletin doğal dünya üzerindeki maliyetini de ele alıyor. Veri merkezleri, enerji tüketimi, su kullanımı, habitat kaybı ve biyoçeşitlilik krizi bu çerçevenin parçaları arasında yer alıyor.
Yazarın yaklaşımına göre yapay zeka “bulut” gibi soyut bir alanda çalışmıyor. Devasa fiziksel altyapılara, enerjiye, suya, madenlere ve veri merkezlerine dayanıyor. Bu nedenle yapay devlet yalnızca demokratik kurumları değil, doğal kaynakları ve gezegenin ekolojik dengesini de ilgilendiren bir mesele.
(Oksijen. 7-13.08.2026)



Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN