Post image
Bir ihtimal daha var, o da delirmek mi?

 

Özgür AKARSU

Burçe Bahadır’ın Notabene yayınlarından basılan yeni kitabı “Deliliğe Zarif Bir Giriş” on iki öyküden oluşuyor. Daha önce “Ölü Kadınlar Memleketi” ile kadın cinayetlerinin normalleştirilmesine isyan eden Bahadır, bu kitabında, “Her gün biraz daha dayanılmaz bir yer haline gelen dünyamıza, incelikle delirmeden katlanabilmek mümkün mü?” sorusuyla bizi baş başa bırakıyor.

Her biri farklı mekanlarda geçen öyküleri okurken, Ankara’nın yoksul semtlerinden, Karadeniz’in rüzgarlı kıyılarına, cıvıl cıvıl çocuk parklarından, üniversite kantinlerine, Ege’nin tatil yörelerinden, adını ancak haberlerde duyduğumuz uzak diyarların hastane koridorlarına, Anadolu’nun dört bir köşesini dolaşıyorsunuz. Tahmin edeceğiniz üzere, turistik bir gezi değil bu. Kitap boyunca sıradan insanların, sıradan hayatlarına misafir olup, Bahadır’la beraber adeta büyüsünü kaybetmiş bir coğrafyada, büyülü bir gerçeklik arıyorsunuz. Onca sertliğine ve acımasızlığına rağmen hayata tutunmaya çalışan küçük insanların hayatlarına misafir olup hislerine, düşlerine dokunuyorsunuz. Yazar, etkileyici gözlemleri ve her satırından taşan insan sevgisiyle o büyüyü bulmanıza yardımcı da oluyor. Muhtemelen saçları zırt pırt uzamasın diye asker tıraşına vurulmuş küçük bir çocuğun gözlerinde, genç bir kadın doktorun, aslında son derece doğal, ama olağanüstü koşullarda hırpalanmaya alışmış bir halk için ‘dost’ sözlerinde, mahpusa düşmüş bir ‘hırhız’ın zihni sinirliliğinde her şeye rağmen gülebilmenin gücünü, büyüsünü hatırlıyorsunuz.

Öykülerin gücü sadece insanla ve mekanla kurduğu incelikli ve büyülü ilişkiden kaynaklanmıyor elbette. Öykülerin neredeyse hepsinin öznesi ya da gizli öznesi kadınlar. Anne, eş, babaanne, kız çocuğu, dul gelin gibi tanımları erkekler tarafından, erkekler için yapılmış türlü rolde nefes almaya, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Dışarıdan baktığınızda, kabullenmiş, uyum sağlamış gibi görünüyor çoğu. Fakat Bahadır, maruz kaldıkları haksızlıkların, uğradıkları şiddetin onlarda nasıl bir tepki yarattığını ve açığa çıkmak için kanal aradığını anlatıyor öykülerinde. Sıkılan bir diş, derin bir iç çekiş, koltuğa bırakılmış giysiler, az önce kendisini yumruklayan kocasının ölümüne dayak yiyişine yol verme gibi pasif veya aktif türlü eylemlerle isyan ediyor kadınlar.

Bu isyan, kitaba adını da veren “Deliliğe Zarif Bir Giriş” adlı öyküde doruk noktasına ulaşıyor. Adaletsiz bir dünyayı ve onun tüm dayatmalarını sakince al aşağı edip, ‘Sizin aklınız buysa ben deliriyorum o zaman,’ diyor öykünün kadın kahramanı. Bahadır’ın kadınları, sizden merhamet, adalet, hatta empati beklemiyorlar. Aslında siz çok da umurlarında değilsiniz onların. Dertleri başlarından aşkın. İdare edilecek, sabredilecek, derlenecek, toparlanacak, kavga edilecek öyle çok şey var ki hayatlarında, henüz başlarını kaldırıp yalnız olmadıklarını göremiyorlar. Belki de, sümsük kocalarıyla, buyurgan kayınvalideleriyle, her şeyi onlardan daha iyi bilen babalarıyla hesaplaşmadan kendileri olamayacaklarının farkındalar. Şimdilik onlarla boğuşuyorlar, ama onlarla boğuşurken kendiliklerini aşıyor, sizin dünyanıza içkin birer karaktere dönüşüyorlar. Onlarla birlikte gülüyor, öfkeleniyor, umutlanıyor ve deliliğe zarif bir giriş yapıyorsunuz. Kitap bittiğinde de ağzınızda tatlı ekşi bir tat kalıyor. “Bir ihtimal daha var, o da delirmek mi acaba?” diye kendinize soruyorsunuz.

(Evrensel, 08.11.2021)

 

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN