Post image
Çocukluğu kurtarma hareketi asıl şimdi başlıyor

Ya bir kuşağı daha Silikon Vadisi’nin yetiştirmesine izin vereceğiz ya da yeni bir yol seçip gerçek dünyaya, insani bağlara, daha zengin, özgür ve neşeli bir çocukluğa geri döneceğiz.

 

Jonathan HAIDT

Steve Jobs 2007’de sahneye çıktığında elinde tarihin ilk iPhone’u vardı. Jobs, “Devrim niteliğinde bir ürün çıkar ve her şeyi değiştirir” diyordu.

2010’ların sonuna gelindiğinde öngörüsü gerçek olmuştu: iPhone interneti cebimize sokarak navigasyon, alışveriş, dedikodu ve flört dahil olmak üzere günlük hayatın neredeyse her alanını değiştirdi.

Ancak bu cihazlar bağımlılık yaratan sosyal medya uygulamalarıyla birlikte çocukluğu da dönüştürdü ve ergenlerin gelişimine, sosyal ilişkilerine ve ruh sağlığına zarar verdi. Gençler toplumdan kabul görme ihtiyaçlarını sömüren teknoloji şirketleri karşısında çaresiz kaldı.

2020’deki Covid-19 salgınıyla hayatımızın daha da büyük bir kısmı ekran başında geçer oldu. Pandemi kısıtlamaları hafiflemeye başlarken ABD ve dünya genelindeki ebeveynler akıllı telefonların ve sosyal medyanın çocuklarına etkisi hakkında aynı korku ve çaresizliği paylaşıyordu.

KAYGILI KUŞAK

2024’te yayımlanan “Kaygılı Kuşak” kitabımı böyle bir ortamda yazdım. Kitap, çocukluğu teknoloji şirketlerinin elinden geri alma hareketini tetikleyen faktörlerden oldu. Hareket kısmen ebeveynlerin koruma tutkusuyla güçlenip yayıldı. İsyan 2024’te başlasa da gerçek anlamda hızını alması 2025 yılında oldu.

 

 

Telefonları okullardan çıkarmaya yönelik yasal düzenlemelerle başlayalım. Halihazırda çoğu eyalet, okullarda telefon kullanımını sınırlayan yasalar çıkarmış durumda. On sekiz eyalet ve başkent Washington bu konuda sonuna kadar giderek “zilden zile” telefon yasağı politikasını uygulamaya koydu. Böylelikle okulda geçen sürenin tamamı boyunca öğrencilerin dikkatinin dağılması önleniyor. ABD dışında Brezilya da tüm okulları telefondan arındırdı. Hollanda, Finlandiya ve Güney Kore gibi ülkeler de okul için yeni telefon kurallarını yürürlüğe koydu.

Politikaların etkilerini yeni yeni görmeye başlıyoruz. Çocuklar derslerde daha dikkatli ve daha fazla kitap okuyor. Öğretmenler koridorlarda daha fazla kahkaha duyuyor.

Bu yıl sosyal medyanın gençlere verdiği zararlara dair küresel farkındalık da arttı. Çocuklar kimliği bilinmeyen yabancılar tarafından rahatsız ediliyor. Bağımlılık yaratan paylaşımlar üzerinden seks, şiddet ve ölüm içeren yüzlerce videoya maruz kalıyorlar. Beğeni ve paylaşım uğruna kendi fotoğraf ve videolarını dünyayla paylaşmaya teşvik ediliyorlar. Halbuki hepsi doğası gereği yetişkinlere sınırlı kalması gereken faaliyetler. Birçok araştırmaya göre sosyal medyanın yoğun kullanımı ergenlerde depresyon riskini iki katma çıkarıyor. Nasıl ki gerçek dünyada porno, kumar, alkol, tütün ve diğer birçok ürün için yaş sınırlaması varsa ülkeler şimdi sosyal medyada da aynı sınırları getirecek politikaları benimsemeye başladı.

Avustralya sosyal medya hesabı açmak için en az 16 yaşında olmayı şart koşan ilk ülke olurken şirketlere de aynı yaş sınırını uygulama zorunluluğu getirdi. Brezilya, Danimarka ve Malezya gibi ülkeler de benzer yasalar çıkarıyor. Bu tür kanunlar sorumluluğun merkezini değiştiriyor. Artık ebeveynler çocukları hedef alan bağımlılık yapıcı ürünlere karşı savunmanın ilk hattı olmak zorunda değil. Daha fazla ülke benzer adımlar attıkça sosyal medya şirketleri de yöntemlerini değiştirmek zorunda kalabilir.

EBEVEYNLERİN KORKUSU

Çocuklar oyun oynayarak büyür. Özellikle de farklı yaşlardaki çocuklarla, başlarında biri olmadan oynadıkları oyunlarla. Müzakere etmeyi, risk almayı, çatışmaları çözmeyi ve arkadaşlıklar kurmayı öğreten bu oyunlar en sağlıklı olanlardır. Ancak 1980’lerden itibaren, çocukların gözetimsizken fiziksel ve duygusal zarara maruz kalacağı korkusu ebeveynler arasında şiddetlendi. Telefona bağlı çocukluğun temelinde yatan faktörlerden biri de bu korkuydu. Oyun ve özerklik dengeli bir büyümek için çok önemliydi. Ancak son yirmi yılda çocukları bunların bulunduğu gerçek dünyada aşırı korurken aynı şeyi online ortamlarda yapmadık.

Şimdilerde ebeveynler çocukları gerçek dünyada rahat bırakmaya başlıyor. Ailelerden oluşan gruplar çocukların katılımcı evler arasında serbestçe dolaşabildikleri “oyun mahalleleri” oluşturuyor. California’nın Piedmont bölgesindeki bir ebeveyn grubu her cuma çocuklarını parka bırakarak gözetimsiz oynamalarına izin vermeye başladı. ABD genelinde binden fazla okul, çocuklara ebeveyn izniyle ancak ebeveyn yardımı olmadan yeni bir şey yapma ödevi veren Let Grow Experience programını benimsedi. Massachusetts’teki Newburyport kasabası yaz boyunca kendi başlarına yeni bir şey deneyen çocuklara her hafta ödüller verdi.

Bunlar küçük değişiklikler gibi görünse de çocukların gelişimi ve kültürel değişimi yansıtmak açısından çok büyük önem taşıyor. Ebeveynlerden her gün sade ama dokunaklı hikayeler duyuyorum. Çocuklarının mahallede bisiklet sürdüğünü, anneleri arabada beklerken tek başlarına mağazalara girdiklerini, kendi başlarına bazı sorunları çözüp arkadaşlıklar kurduklarını, dizlerini yaraladıklarını ve maceralar yaşadıklarını anlatıyorlar. Tüm bunlar çocukların gerçek dünyada zamana ve özgürlüğe sahip olması sayesinde gerçekleşti.

Bu hikayeler bana hem yeni nesil hem de gelecek için büyük umut veriyor.

Yine de çocukluk için ufukta beliren yeni bir tehlike var. Yapay zeka ile çalışan sohbet robotları çocuklarla cinsellik ve intihar hakkında konuşuyor. Teknoloji şirketleri gerçek koruma önlemleri almadan yapay zekayı pelüş hayvanlar dahil her tür ürüne yerleştirme yarışında. Bu deneyi durdurmazsak sosyal medyanın ergenliği ele geçirdiği dönemde Z kuşağının yaşadığı felaket tekrarlanabilir. Neticede Alfa ve Beta kuşaklarını kurban vermiş oluruz. Çocukluklarını boş arkadaşlıklar ve ilişkiler kurarak heba ederler. Karar bizim: Ya bir kuşağı daha Silikon Vadisi’nin yetiştirmesine izin vereceğiz ya da yeni bir yol seçip gerçek dünyaya, insani bağlara, daha zengin, özgür ve neşeli bir çocukluğa geri döneceğiz.

© 2025 The New York Times Company and Jonathan Haidt

(Oksijen Ek, 26.12.2025)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN