Post image
Deli Bayramı için son 5 oyun

 

Defne AKMAN

100 temsil boyunca farklı kuşakları aynı salonda buluşturan DasDas prodüksiyonu Deli Bayramı perdeyi kapatıyor. Son oyunlar 2-6 Eylül’de. Oyunun hem mutfağında hem sahnede yer alan Mert Fırat ve Didem Balçın, beş sezondur devam eden bu “deli” yolculuğun perde arkasını anlattı.

Türk tiyatrosunun en güçlü yapı taşlarından Devekuşu Kabare’nin efsanevi oyunu Deliler’den günümüze uyarlanan ve beş sezon boyunca kapalı gişe oynayarak DasDas’ın unutulmaz yapımları arasına adını yazdıran Deli Bayramı, 100 temsili geride bırakarak seyircisine veda ediyor. Süpervizörlüğünü Metin Akpınar’ın, yönetmenliğini Mert Fırat’ın üstlendiği oyun; 1980’lerin mizahını bugüne taşıyan anlatısı ve güçlü kadrosuyla beş yıl boyunca farklı kuşakları aynı salonda bir araya getirdi. 2-6 Eylül günlerinde DasDas’ta gerçekleşecek son beş temsille perdeyi kapamaya hazırlanan ve biletleri Mobilet ile Biletinial üzerinden temin edilen oyunun; hem mutfağında hem de sahnesinde yer alan Mert Fırat ve Didem Balçın ile beş yıllık bu serüveni, sahne arkasını ve vedanın hissettirdiklerini konuştuk.

Mert Fırat: “Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın açtığı yolda yürümeye çalışıyoruz”

Devekuşu Kabare mirasını yeni kuşaklarla buluşturdunuz. Sizce Deli Bayramı, yeni nesil Türk tiyatrosuna ve kabare anlayışına nasıl bir miras bırakıyor?

Kabare tiyatrosu, Türkiye’de eskisine kıyasla çok daha az üretilen ve sahnelenen bir alan haline geldi. Elbette her yıl farklı denemeler yapılıyor, alternatif işler üretiliyor; ancak geçmişte olduğu kadar yerleşik bir kabare kültüründen söz etmek bugün pek mümkün değil. Biz de Deli Bayramı’nı klasik anlamda bir kabare gösterisi olarak değil, bu ruhu tiyatro formu içinde yaşatan bir oyun olarak sahneledik.

Oyunu özel kılan en önemli unsurlardan biri de Turgut Özakman’ın kaleminden çıkmış olmasıydı. Kendisi aynı zamanda Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde yazarlık hocamızdı. Öğrencilik yıllarımızdan beri bu metni sahnelemeyi hayal ediyorduk. Didem Balçın, Özgün Aydın, Volkan Yosunlu ve aynı okuldan gelen arkadaşlarımızla bu hayali gerçekleştirdik. Bu oyun yetiştiğimiz tiyatro ekolünü temsil eden bir iş oldu.

Beş yıl boyunca hem çok eğlendik hem de çok şey öğrendik. Elbette Metin Akpınar’ın katkısı da bu yolculuğun en değerli parçalarından biriydi. Onun bilgi ve deneyiminden yararlanmak bizim için büyük bir şanstı. Her güzel şey gibi bu oyun da final yapıyor. Şimdi ise heyecanımızı yeni bir projeye taşıyoruz. Her şey planladığımız gibi giderse bu sezon Aşk Olsun – Yasaklar oyununu seyircimizle buluşturmayı hedefliyoruz.

Metin Akpınar’dan meşaleyi devraldığınız bu iş birliği, sizce Türk tiyatrosunda nasıl bir iz bırakacak?

Zeki Alasya ile ilk uzun metraj filmimde birlikte çalıştık. Çok kısa sürede hem sette hem de set dışında abi-kardeş ilişkisi kurduk. Onu her zaman sıcaklığı, zarafeti ve iyi niyetiyle hatırlıyorum. Metin Akpınar’a ise oyunu yönetmesi, bize yol göstermesi ve süpervizörlük yapması için başvurduğumuzda büyük bir heyecanla kabul etti. Başlangıçta planladığımızdan çok daha fazla zaman ayırdı ve oyunun son gününe kadar hep yanımızda oldu. Sahnedeki ritim, tempo, komedi zamanlaması, karakterlerin kurulumu, oyuncular arasındaki ilişkiler ve oyunun bütün dramaturjik yapısı üzerinde çok önemli katkıları oldu. Bugün ortaya çıkan eserde onun emeği ve deneyimi çok büyük bir yer tutuyor. Bizler, Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın açtığı yolda yürümeye çalışan oyuncularız.

1987’den bugüne metnin hâlâ bu kadar taze olması toplumsal hafızamız hakkında bize ne söylüyor?

Bir yandan düşündürücü, hatta biraz hüzün verici bir durum. Yaklaşık 40 yıl sonra, benzer meseleleri konuşuyor olmak, toplumsal olarak yeterince yol alamadığımızı da gösteriyor. Öte yandan bu durum, Turgut Özakman’ın ne kadar büyük bir yazar olduğunun da kanıtı. Bence önümüzdeki 40 yılda da benzer konuları konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü Deli Bayramı, yalnızca belli bir dönemi değil, insan doğasını ve toplumların ortak meselelerini anlatıyor. Bu yüzden de zamansız bir oyun, zamansız bir metin olmayı sürdürüyor.

 

 

Didem Balçın: “Hafızalarda uzun süre yaşayacağına inanıyorum”

Farklı kuşakları aynı salonda buluşturdunuz. Sizce Deli Bayramı seyircinin hafızasında nasıl kalıcı bir iz bıraktı?

Deli Bayramı kuşaklar arasında ortak bir duygu yarattı. Oyunu izlemeye gelenler sadece gülmedi; kimi kendi gençliğini, kimi anne babasını, kimi de bugünün Türkiye’sini gördü. Aynı salonda farklı yaşlardan insanların aynı anda gülüp aynı anda düşünmesi tiyatronun en güçlü tarafı. Deli Bayramı bunu başardı ve bu yüzden hafızalarda uzun süre yaşayacağına inanıyorum.

Beş sezonun ardından oyun biterken, Deli Bayramı DasDas’a ve sahnenize ne kattı?

Her oyun bir iz bırakır. Deli Bayramı’nın da DasDas için çok özel bir yeri var. Kabare geleneğini bugünün seyircisiyle yeniden buluşturdu, cesur ve canlı bir anlatının ne kadar önemli gösterdi. Benim içinse oyuncu olarak ritmi, ekip olmayı öğretmesi ve her oyunun ilk kez oynamıyormuşçasına şaşırtması çok keyifli bir yolculuktu.

Beş yıl boyunca bu “deli” ekiple aynı sahneyi ve kulisi paylaşmak sizin için nasıl bir tecrübeydi, en çok neyi özleyeceksiniz?

Beş yıl boyunca hiçbir oyun aynı olmadı aslında. Birbirine güvenen bir ekibiz biz. Yandan birbirimizi izlerken o akşam o oyuncu ne yapacak diye baktık hep. Birlikte nefes aldık, bu büyük bir şans. En çok kulisteki kahkahaları, perde açılmadan önceki o tatlı sohbetleri, diğer oyuncularla uğraşmalarımı ve sahnede göz göze geldiğimizde konuşmadan birbirimizi anlayabilmeyi özleyeceğim. Seyircinin alkışı elbette çok kıymetli ama o alkışa birlikte yürüdük biz, bu işimizin en unutulmaz tarafı olacak.

(Oksijen O2, 7-13,08,2026)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN