Post image
HABERİN SAHİBİ KİMDİR?

 

Fikret İLKİZ 

Gazetecidir.

Haberin nasıl yazılacağına, eleştirinin nasıl yapılacağına kim karar verir?

Haberin nasıl yazılacağına savcılık karar verebilir mi?

Haberin nasıl yapılacağına yargı karar verebilir mi?

Kim karar verir? Gazeteci mi? Yargı mı?

Anayasa Mahkemesinin Gençağa Karafazlı Başvurusu ( B.No: 2022/103844. Tarih 18.9.2025 – R.G. 19.01.2026-33142) ile ilgili karar; gazetecinin internet ortamında “yayımladığı haberde yurdun birçok yerinde FETÖ yargılamaları bağlamında itirafçı olanların kamuda önemli noktalara getirildiğine” ve  E.T. isimli kişinin “FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle itirafçı olmasına karşın” bir bankanın genel müdürlüğüne getirildiği haberi hakkındadır. Haberde E.T isimli kişinin ceza davasında etkin pişmanlıktan yararlandığını, hakkında beraat kararı verildiğini, eşinin “siyasi kimliğini” ele alarak “iktidar partisinin il genel meclis üyesi olduğundan” bahsetmiştir. Bunun üzerine haberde adı geçenler kişilik haklarına saldırıldığını belirterek tazminat talebiyle dava açmışlardır. Yerel mahkeme gazeteci hakkında tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Gazeteci Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi; ifade ve basın özgürlükleri ile davacıların şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını belirlemek amacıyla değerlendirmeye esas alınan ilkeleri sıralamıştır:

  1. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği,
  2. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları yanında katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı,

iii. İfadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı,

  1. Kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı,
  2. Davacının kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı,
  3. İfadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi,

vii. Hukuki yaptırıma konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı,

viii. Başvurucunun (gazetecinin) yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu (gazeteci) üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı,

  1. Dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği.

Bu ilkeler çerçevesinde temel ilke; ifade ve basın özgürlükleri ile dava açan kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını tespit etmektir.

Acaba iki temel hak arasında adil denge nasıl oluşturulur?

Anayasa Mahkemesi yargı mercilerinin yerini alamaz. Yargılama yapan ve davaya bakan mahkemenin ve yargıçların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa’nın 26. ( Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti) ve 28. (Basın Hürriyeti) maddelerine uygun olup olmadığını denetler. Takdir hakkının hak ihlaline neden olup olmadığına ve basın özgürlüğü ile kişilik hakkı arasında adil denge kurulup kurulmadığına bakar.

Anayasa Mahkemesi 18.09.2026 tarihli kararına konu olan somut olayda; iktidar partisinin belediye teşkilatında görev alan bir siyasetçinin eşi hakkındaki FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair ceza davası sürerken, E.T.nin bir kamu bankasına müdür olarak atanmasının haber değeri vardır. Özellikle “kamusal tartışmalar” oluşturma hakkı bakımından basın bu olguyu önemli görmüştür. AYM kamusal ilgiyi çeken bu gibi konularda basının haber yapmasını, basının bilgi ve fikir yayma hakkıyla doğrudan ilgili görmüştür. Kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının etkin şekilde basın tarafından yerine getirildiği görüşündedir.

Ayrıca basın özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulabilmesi için haberlerdeki ifadelerin ve maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Anayasa Mahkemesi maddi olgular ispatlanabilirse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığının  altını çizmektedir.

Bu kapsamda olgusal isnat içeren ifadeler bakımından; haberlerin gazetecilik etik ilkelerine uygun olarak yapılıp yapılmadığı, topluma doğru ve güvenilir bilgi sağlama ödev ve sorumluluğunun yerine getirilip getirilmediğine bakılmalıdır. Gazetecinin haberlerindeki olgusal iddiaların doğruluğu konusunda yeterli araştırmayı yapıp yapmadığı denetlenmelidir.

Anayasa Mahkemesi öncelikle ilk derece mahkemesinin inceleme ve takdir hakkını değerlendirmiştir. “Bu doğrultuda E.T. hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan dava görüldüğü, bu davada savcının E.T.nin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandığını belirterek hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi talebinde bulunduğu ve E.T.nin beraat ettiği hususları tereddütsüzdür. Ancak yargılama sonunda beraat ettiği hususu tereddütsüz olan bu kişi hakkındaki beraat gerekçesi Mahkemece etkin pişmanlık nedeniyle değil her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedenine dayandırılmıştır.”

Acaba savcının dediği veya mahkemenin gerekçesi habere nasıl yansımıştır?

Haberdeki doğruluk nasıl saptanacaktır? Gazeteci haberinde etkin pişmanlık nedeniyle mi beraat kararı verildi yazmalıydı, yoksa kesin ve inandırıcı delil yokluğundan beraat kararı verildi şeklinde mi yazılmalıydı?

Haber ceza usul kanunlarına veya haberdeki deyimler ceza hukukuna uygun mu?

Ceza usulüne uygunluk mu, olgunun kendisi mi “doğru” olur?

Ceza hukuku tanımlarına uymayan haber; haber değil midir?

Kişilik hakları bu nedenle zedelenir mi?

İşte bu noktada Anayasa Mahkemesi “ceza hukuku ilkelerinin” habere yansımasında; haber dili bakımından uygunluk mu yoksa ceza hukukuna uygunluk mu  değerlendirmesi yapmıştır:

“42.     Bununla birlikte esasen bu fark, ceza hukuku kapsamındaki teknik bir ayrıntıdan ibaret olup özellikle Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası da göz önüne alındığında bu konuda uzman olmayan birinin kolaylıkla gözden kaçırabileceği bir husustur. Dolayısıyla her ne kadar haber içeriğinde beraat gerekçesi konusunda başvurucunun hataya düştüğü kabul edilse de olayın beliriş biçimine uygun şekilde haberi aktaran başvurucudan ceza hukukunun teknik detaylarını bilmesini beklemek ona aşırı külfet yüklemek anlamına gelecektir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de daha önce gazetecinin ispat yükünü yerine getirirken kendisinden bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmesinin beklenemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca burada sözü edilen araştırma yükümlülüğü somut gerçeklik anlamında değil yayının yapıldığı andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Başvurucunun haber kaynaklarının söz konusu iddialar bakımından makul olarak güvenilir olup olmadığı ile doğru ve güvenilir bilgiler sunmak için iyi niyet çerçevesinde çaba gösterip göstermediğini ortaya koyması yeterlidir (…) Bu çerçevede somut olayda başvurucunun söylentiye dayanarak ve olguların doğruluğuna dair hiçbir araştırma yapmadan haber yaptığından ve bu suretle basın ödev ve sorumluluğuna riayet etmediğinden bahsedilemez.”

O halde gazeteci ceza hukuku tanımları bakımından hata yapsa bile; asıl konu haber içeriğinde ifade edilen olgulara uygun olmalıdır. Teknik bir anlatım beklenmemelidir.

Gazeteci ne hâkim ne savcıdır.

Gazeteciye hâkimin, savcının araştırma yapması gibi bir araştırma külfeti yüklenemez.

Anayasa Mahkemesi bu kararında çok daha önemli bir ilkeyi benimsemiştir:

“43.     Öte yandan Anayasa Mahkemesi veya yargı mercileri, gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemez. Zira bir düşüncenin hangi üslup ve biçimle en iyi şekilde aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getiren karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın 26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu akılda tutulmalıdır. (…)Buna göre başvurucu, haberde “Flash haber, FETÖ’den yargılandı ödüllendirildi!” şeklinde çarpıcı başlıklar tercih ederken içerikte okuyucunun konu hakkında sorgulama yapabilmesi için bazen sorular sorduğu, bazen de kesin ifadeler ortaya koyduğu görülmüştür. Her ne kadar ilk derece mahkemesi, kararında söz konusu başlık ve içeriklerin haberi eleştiri boyutundan uzaklaştırdığını belirtmişse de başvurucunun gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmek ve haberin daha fazla okunmasını sağlamak amacıyla bu şekilde bir tercihte bulunduğu anlaşılabilmektedir.”

Ve siyasetçilerle ilgili eleştiriler hakkında…

“44.     Gazetecilerin siyasetçilerin sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye hatta yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsız edici de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere ilişkin olarak yapılan bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir. Bu nedenle somut olayda, başvurucunun tazminat ödemesine karar verilmesi, benzer konudaki haberlerde caydırıcı bir etki oluşturacağı gibi eleştiri ortamına da zarar verebilecektir.”

Anayasa Mahkemesi bu gerekçelerle basın özgürlüğünün korunduğuna dair 18.09.2025 tarihli kararında, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

O halde;  haber haberdir.

Yargı; haberlerin nasıl yazılacağına karar veremez, bu kararına aykırı haber yazan gazeteci hakkında suçlama yapamaz, hüküm veremez ve suç yaratamaz.

Gazetecilik gereği haber gazetecinin eseridir. Gazeteci sahibinin sesi değil, haberin efendisidir.

Anayasa Mahkemesi, yargı mercileri, savcılar ve kamu makamları gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemez.

Çünkü bir düşüncenin hangi üslup ve biçimle en iyi şekilde nasıl aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getiren ve eseri yaratan haber sahibi tarafından karar verilir.

Gazetecilerin siyasetçileri, onların sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye hatta yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsız edici de olsa siyasetçiler hakkındaki bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması “caydırıcı etki” doğurur ve toplumdaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir.  

Gazetecinin cezalandırılması en zor iştir. Mahkûm edilen haberdir.

Toplum korkutulmuş ve sindirilmiş demektir. Ceza tehdidi ile haberlerin susturulması caydırıcıdır ve tehlikelidir.

Suskun toplum tehlikeleri ve korkuyu davet eder.

Görüş edinmek herkesin temel insan hakkıdır. Bu hakka erişim serbestçe seçilir.

Demokratik toplumun çekirdek özü gerçekleri öğrenmektir, habere özgürce ulaşabilmektir.

Haberler, eleştiriler, yorumlar, bilgilendirmeler gazetecinin işidir, görevidir.

Gazeteciler haberlerinde, eleştiri ve yorumlarında özgür olmalıdır ve serbesttir.

Gazetecinin işine karışılmaz. Haber, onun eseridir dokunulmaz.

2 Şubat 2025

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN