Post image
Kapalı Kapılar

 

Fikret İLKİZ 

İnsanların yasaya sığınmak, yasa önünde olmak, yargıya erişmek istediği hep vardır. Kendini özgür zannettiği zamanlara uygun olarak yarattıkları mekanları ve kapıları hep olmuştur. Yıllar yılı beklemek veya açık kapıdan geçmek için izin istemek gibi yarattıkları kuralları da… Yanıltıcı durumlardır, sonuçları iyi değildir.

Yazılmadık yazı, söylenmedik sözün kalmadığı zamanlardan günümüze kadar gelen “Nasıl yargılamalı!” sorusu güncelliğini hiç yitirmedi.

  1. Kafka Savunucular ‘da şöyle yazmıştı: “Mahkemeye inanmak gerekir ve mahkemenin, yasanın yüceliğine hizmet ettiğini kabul etmek gerekir. Çünkü bu onun tek misyonudur; oysa yasada her şey birbirine karışmıştır.; suçlama, savunma ve karar bir aradadır; bir insanın kendiliğinden yasaya dahil olabilmesi suç teşkil eder.”

Yasaya dahil olmak veya “yasa önünde olmak” acaba neden suç sayılmış? Nasıl yargılamalı sorusuna yanıt bulabilmek için yasaya neden erişebilmeliyiz?

Yasaya dahil olmayı yargıya dahil olmak, yasa önünde olmayı yargı önünde olabilmek ya da yargıya erişebilmek olarak düşünmek; kısacası yasaya ve yargıya ulaşmak bakımından birçok soru sorulabilir.

Cehennemin kapıları çok konuşuldu. Açmak isteyenler, kapatmaktan yana olanlar var!

Bu kapıları açmak ve kapatmak üzerine söylenen sözler akılla bağdaşmaz şekilde kullanıldı ve “yargılamalar” yapıldı. Güç sahibi olmak isteyenlerin yargıları ilginçti. Yasa için ahlaklı olmaktır diyenler oldu, yasa önünde olmayı farklı yorumlayanlar da vardı.

Köylü ile kapı önünde duran muhafızın ilişkisi nasıl olabilir?

O muhafızın, kendisinden sonra gelen muhafızlarla beraber yasayı koruması neye yarar?

Franz Kafka[i] ile devam edelim… Yasanın Önünde olmak…

Bu hikâyeyi ışıklar içinde kalsın, Anayasa Hukuku Profesörü Bakır Çağlar anlatırdı.

Yasanın önünde bir kapı muhafızı dikilmektedir. Kapı açıktır. Köyden gelen adam içeri girip yasaya dahil olmak için kapıdaki muhafızdan izin ister. Muhafız şimdilik ona giriş izni veremeyeceğini söyler. Köylü biraz düşünür ve giriş izninin daha sonra verilip verilemeyeceğini sorar. “Olabilir” der muhafız, ancak şimdi değil.

Sürekli açık durun kapının önünden muhafız çekilince adam da içeri bakmak için biraz eğilir. Muhafız bunu fark eder ve güler. “Eğer oraya girmek seni bu kadar cezbediyorsa engel olmama rağmen bir dene bakalım. Ama şunu aklından çıkarma: Ben güçlüyüm ve de ben sadece sonuncu muhafızım. Her odanın önünde, öncekinden daha güçlü muhafızlar var, benden sonraki üçüncünün görünüşüne ben bile tahammül edemem.”

Köyden gelen adam bu kadar güçlükle karşılaşmayı beklememektedir; yasanın herkese, daima açık olması gerekmez mi?

Ancak şimdi o sivri burunlu, uzun, zayıf ve kara Tatar sakalıyla kürk mantosu içindeki muhafıza yakından bakınca, kendisine giriş izni verilene kadar beklemeyi tercih eder.

Muhafız ona bir tabure uzatıp kapının önüne, biraz uzağa oturtur. Adam, o taburenin üzerinde günler, aylar, yıllar boyunca oturur.

İçeri girmek için birçok girişimde bulunur ve yakarışlarıyla muhafızı rahat bırakmaz.

Muhafız bazen adama küçük sorgulamalarda bulunur. Ona memleketi ve daha başka birçok konuda sorular sorar, ancak bunlar büyük efendilerin kayıtsızca sorduğu sorulara benzer. Her seferinde onu henüz içeriye sokamayacağını söyleyerek sözlerini bitirir.

Adam bu yolculuk için tedarikli gelmiştir. Kendisine ne kadar pahalıya patlarsa patlasın her yolu dener. Muhafızı rüşvetle etkilemeye çalışır. Muhafız da bunların hepsini kabul eder ve şunu ekler: “Bunları sadece, sen her şeyi denediğinden emin ol diye kabul ediyorum.”

Yıllar boyunca adam sürekli muhafızı gözlemler, diğer muhafızları unutur. İlk muhafız onun için tek engel gibi görünmektedir. İlk yıllarda, kimseyi umursamadan yüksek sesle kötü kaderine lanetler okur. Daha sonraları, yaşlanınca dişlerini gıcırdatmakla yetinir. Çocuklaşmıştır artık. Yıllar yılı muhafızı gözlemekten, onun kürkündeki pirelere kadar tanımıştır, öyle ki ona yardım etmesi, şu muhafızın kalbini yumuşatması için pirelere dua eder olmuştur. Nihayet gözlerinin feri söner ve artık etrafına karanlık mı bastığını yoksa gözlerinin mi onu yanılttığını bilemez olur.

Ancak şimdi, bu karanlıkta yasanın kapısından ebediyen yayılan görkemli bir ışığı çok iyi seçmektedir. Artık fazla bir ömrü kalmamıştır.

Ölümünden önce, kafasında birikmiş yılların bütün tecrübesi, muhafıza o zamana kadar henüz sormadığı bir soruyu sormaya sevk eder onu.

Yerinden doğrulamadığı için muhafıza bir işaret yapar. Aralarındaki boy farkı, köylü adamın aleyhine değişmiş olduğu için muhafızın iyice aşağıya eğilmesi gerekir. “Ne bilmek istiyorsun hala?” diye sorar. “Doymak bilmiyorsun.”

“Eğer herkes yasadan medet umuyorsa,” der adam, “Nasıl oluyor da geçen bunca zaman boyunca benden başka kimse giriş izni istemedi?”

Kapının muhafızı, adamın sonunun geldiğini hissederek, artık neredeyse işitmez olan kulak zarına iyice erişmek için şöyle kükrer: “Buraya, senden başka hiç kimse giremezdi, zira bu giriş sadece senin için yapılmıştı. Şimdi, buradan gidiyorum ve kapıyı kapatıyorum.”

Durumun gereği, açılamayan kapılar ve kapatılan kapılar…

Köyden gelen adam yasayı tanımamaktadır. Yargıyı hiç bilmemektedir. Boşuna yasanın içine girmeye, önünde durmaya çalışır durur. Kapı ardına kadar açıktır, ama izin yoktur.

Yasa / yargı her zaman şehrin yasasıdır. Şehirlerin ve şehirde yükselen yapıların, korunaklı ve güvenlikli binaların, demir parmaklıkların ve sınırların ve kapalı kapıların ardındaki kapalı alanların yasasıdır.

Daha başka ne bilmek istiyoruz hala?

29.05.2023

 

[i] Jacques Derrida. Yasanın Önünde Önyargılar. Yargılama Fakültesi. İthaki Yayınları. 2015. İstanbul. Sayfa 120. Yazarın Notu: Franz Kafka. Alexandre Vialatte ve Marthe Robert’in Fransızca Çevirisinden.

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN