Post image
KATLİAM VE AVUKATLAR

 

Fikret İLKİZ

Tartışmalıyız…

Dünyanın bir yerinde, geçmişte kalmış bir katliam var…

Kırkdokuz yıl önce 24 Ocak 1977 gece saat 22.30’da…

Madrid’in Atocha Caddesi 55 numarada işçi avukatları toplantı yapıyordu…

1977’de Franco rejimden kalma faşist artıkları İspanyol avukatlar Javier Benavides, Serafín Holgado, Ángel Rodríguez, Javier Sauquillo y Enrique Valdevira’yı katlettiler.

“Atocha Katliamı”…

Avukatların katledildikleri binanın duvarına asılı levhaya yazdılar…

“Onlar bu binada özgürlük için çalıştılar ve onu savundukları için katledildiler.

İster bir hükümetin ister bir devletin, milletin, bölgenin, etnik grubun, aşiretin, topluluğun, ailenin, grubun ya da bireyin tasarrufu olsun; insanlık karşıtı bir eyleme yol açabilecek, müsaade edebilecek, bunu meşrulaştıracak, hoş görülebilecek hiçbir özgürlük, hiçbir yasa, hiçbir özel hukuk veya kamu hukuku normu, hiçbir mazeret, hiçbir koruma, hiçbir istisna yoktur. Her bireyin, böyle bir eylemi açığa çıkarma ve ona, başvurabileceği her türlü yöntem ve uyandırdığı dayanışma ruhunun yardımıyla müdahale etme hakkı vardır; zira bir kişi aleyhine gerçekleştirilmiş de olsa, tek bir barbarlıktan bile etkilenmeyecek hiç kimse yoktur.”[i]

Avukatların katledildiği gün 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü” olarak anılıyor.

24 Ocak 2025 tarihinde Türkiye Barolar Birliği ve 81 Baro imzasıyla yayımlanan Bildiride “Tehlikede Avukatlar” günü hatırlatılmıştı…

“24 Ocak 1977 tarihinde dört avukatın İspanya’da öldürülmesiyle birlikte, Avrupa Demokrat Avukatlar Birliği (AED), Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Avukatlar Birliği (ELDH) ve Avrupa Barosu İnsan Hakları Enstitüsü (İDHAE) tarafından 24 Ocak günü, avukatların meslek yaşamlarında karşılaştıkları baskı ve tehlikelere dikkat çekmek amacıyla “Tehlikedeki Avukatlar Günü” olarak ilan edilmiştir. Bugün, her yıl avukatların karşılaştıkları tehlikelere dikkat çekmek amacıyla anılmaktadır. (…)

“Ülkemizde avukatlar, mesleki faaliyetleri nedeniyle dosyaların tarafı haline getirilmekte, öldürülmekte, yaralanmakta, tehdit, hakaret, baskı ve engellemelere maruz kalmaktadır. Avukatlara yönelik bu saldırılar, aynı zamanda avukatlık görevine, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmaya, adil yargılanma hakkına ve adaletin tesisine yönelik saldırılardır.”

2026 yılının Ocak ayına geldik. Hatırlayalım…

2012 yılında Tehlike Altındaki Avukatlar Günü  Türkiye’ye ithaf edildi.

Aradan 7 yıl geçti…2019 yılında “24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü” ikinci kez Türkiye’deki avukatlara ithaf edildi.

Neden derseniz; amaç “Avukatların meslek yaşamlarında karşılaştıkları baskı ve tehlikelere dikkat çekmek”…

23 Şubat 2025… İstanbul Barosu bir yıl önce savunmayı savunmak için Olağanüstü Genel Kurulunun toplanmasına öncülük etti. Genel Kurul Sonuç Bildirgesini hatırlayalım…

Ülkesini seven evrensel hukuk ilkelerini benimsemiş ve demokrasiye inanan avukatlar olarak buradan ilan ediyoruz: Seçimle gelen seçimle gider…

İstanbul Barosu Avukatlık Yasası uyarınca hukukun üstünlüğünü savunmak, insan haklarını korumakla yükümlüdür ve tüm barolar gibi bu yükümlülüğünü yerine getirmektedir.

Genel Kurulumuzun demokratik iradesini hiçe saymak isteyenler bilmelidir ki, avukatlar iradelerine yargı eliyle müdahale edilmesine asla izin vermeyecek…

Baroların insan haklarını savunması amaç dışı faaliyet değil, asli sorumluluktur; asıl amaç dışı olan yargı yetkisi ve görevini kötüye kullanmaktır.

Bugün adaletsiz yargı kararlarına, haksız tutuklama ve mahkumiyetlere imza atanlara tarih ve toplum huzurunda sorumluluklarını hatırlatmak isteriz. Açıktır ki masumiyet karinesini ve anayasayla güvence altına alınmış hakları sistematik olarak sürekli ihlal eden, adil yargılanma gereklerini yerine getirmeyen yargı mensupları hukuku çiğnemektedir.

Biz buna izin vermeyeceğiz.  Hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz

Böyle demiştik…

Yargıya sorumluluklarını hatırlatmıştık.

Kendimize avukat olarak görevlerimizi hatırlatmıştık.

Yargı hükümleriyle tam aksine kararlar verdi…

İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 21.03.2025 tarih 2025/15- 162 sayılı davada; “İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri olan davalıların 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 77/5. maddesi gereğince görevlerine son verilmesine, kararın kesinleşmesine müteakip görevlerine son verilen Yönetim Kurulu Üyeleri yerine, bu Kanundaki usul ve esaslara göre, en geç bir ay içerisinde yenilerinin seçilmesine” karar verdi.  

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı karara karşı istinaf talebinde ne demişti?

“Kamuoyunun demokratik denetiminin en önemli unsurlarından birinin yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmanın temsilcisi avukatlar ve meslek örgütleri Barolar olduğuna kuşku yoktur. Demokratik toplum, açıklama yapan Baroların sorumlu organlarının görevden alınmasını değil, aksine, kamuoyu adına denetim gerçekleştirme görevlerini yerine getirmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasını gerektirmektedir.”

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri avukatlar, görevlerini yaptığı için sanık oldular…

Davaları cezaevinde kurulu mahkeme salonunda görülüyor…

2020 yılında avukatlar üzerindeki yargı baskısının arttığı zamanlarda Av. Gülendam Şan Karabulutlar  “Yargı Baskısı Altında Avukatlar” başlıklı yazısını bitirirken “Sonuç Yerine”  şunları yazmıştı:

Tüm bu soruşturmalar, yargılamalar ve tutuklamalar; özellikle toplumsal davaları üstlenen avukatlar hakkında yürütülmektedir.

Avukatların uğradığı süreklilik arz eden bu hak ihlalleri, bir hak öznesi olup olmadığı tartışma konusu olan avukatın varlığını yok etmeye yöneliktir.

Ceza tehdidi altında tutulmak, yaptığı görevi nedeniyle suçlanmak ve yargılanmak, tutuklanmak, ceza yaptırımına uğramak, idari kararlarla mesleklerini ifa etmelerine engel olabilecek düzenlemelerle karşı karşıya kalmak gibi her geçen gün daha da ağır baskılara maruz kalmak avukatlar bakımından sıradan olaylar halini almıştır.

Avukatların sanık olmaları, yargılanmaları, cezalandırılmaları düşman ceza hukuku anlayışının sonucudur.

Böylelikle hak savunucusu avukatlar toplumdan ayıklanmakta, yargı ceza davalarında savunma görevini yapmaya çalışan avukatları davanın “cübbeli sanıkları” olarak görmekte ve bu şekilde topluma yansıtmaktadırlar.

Türkiye’de siyasi iktidar kurmaya çalıştığı baskı ortamında hukuku etkili bir araç olarak ancak avukatları da “önemli” bir engel olarak görmektedir.

Aslında olağanüstü döneme geçiş düzenlemeleri olarak OHAL döneminde yürürlüğe konulan KHK düzenlemeleri ile yapılan yasal düzenlemeler, kalıcı hale gelmekte; hukuk siyasi iktidarın kendi menfaatleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yeniden inşa edilmektedir.

Sonuç olarak olağanüstü dönemin olağanlaştırılmış hali siyasal iktidarların takdir ve kabulüne bağlı olarak kurgulanan “düzene uygun hukuk sistemi” herkesin yaşamına egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Piyasanın, dinsel gericiliğin, cinsiyetçi egemenlik ilişkilerinin hizmetine uygun şekillendirilen ve adına “ileri demokrasi” denilen düzenin devamının aracı hukuk sistemine hayır! diyen avukatlar ise baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Bütün bu olgular ışığında, temel insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve uygulanması bakımından çok daha önem kazanan savunma hakkının temsilcileri olan avukatların, hak öznesi olup olmadığının tartışılmasına, bağımsızlıklarını koruyup geliştirecek eylem planları üzerinde kolektif tartışma ve çalışma çabasına vakit geçirmeksizin başlanmalıdır.

Bu bağlamda ‘avukat’ tüm sorunlarıyla, ulusal ve ulusalüstü sözleşmelerdeki düzenlemeler kapsamında; hukuki, felsefi ve sosyal olarak yeniden ele alınmalı ve toplumsal etkileri, demokratik toplum düzeni içindeki yeri ve geleceği tartışılmalıdır.[ii]

Bu yazının sonlarına doğru ifade edilen gerçeğe dönelim…

Bu gerçek; bağımsız ve özerk olan Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin ve tüm avukatların tartışması gereken sonuçlardır.

Geçmişin öğretisi ve tartışmalarımızdan çıkacak sonuçlar; toplumumuzun ve geleceğin aydınlığı olacaktır.

Tartışmalıyız…

1977 sonra 2012, 2019 ve 2024, 2025…

Zamanın ve yargının baskısı altındaki yıllar…

Geleceğe dair yol haritasını çıkarmak gerekiyor…

Yazdıklarımız, söylediklerimiz ve eylemlerimiz bir yanda duruyor.

Avukatlara yapılanlar, insan hakları ihlalleri diğer yanda…

Tam ortasında avukatlar var ve savunma tehlike altında…

Geldik 2026 yılının Ocak ayına…

Avukatların  payına yargılanma düştü…

Sanık yapılmak isteniyorlar, ama sanık olmadılar.

Avukatlar ve Barolarına bunca baskıdan sonra ne yapmalıyız?

“…bağımsızlıklarını koruyup geliştirecek eylem planları üzerinde kolektif tartışma ve çalışma çabasına vakit geçirmeksizin başlanmalıdır.”

Avukatlara uygulanan baskılara suskun kalan yargının payına düşen tarihi sorumluluklarıdır.

Avukatları cezalandırmak yerine, avukatlık mesleği Türkiye’nin demokratik toplum düzeninin vazgeçilemez gerçeğidir.

Avukat; yargının kurucu unsuru, olmazsa olmazıdır.

Yargıçların temel görevi insan haklarına karşı sorumluluklarıdır.

Yargı, avukatsız olmaz!

Avukat, savunmadır.

05.01.2026

 

[i] Raul Vaneige

[ii] Av. Gülendam Şan Karabulutlar. Yargı Baskısı Altında Avukatlar. Suç ve Ceza Dergisi 2020 Sayı: 2

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN