Post image
Mark Twain’in en sevilen kitapları

 

Nilgün TAYLAN

“Mark Twain, Amerikan edebiyatının kurucusudur” der William Faulkner. Ernest Hemingway de, “Modern Amerikan edebiyatı ‘Huckleberry Finn’in Maceraları’ denen biricik romandan doğmuştur” der.

Mark Twain’in eserlerini okuduğumuzda hangimiz onların yanıldığını söyleyebiliriz ki? Twain bütün yaramazlığı ve bütün ciddiyetiyle, bütün masalsılığı ve bütün dehşetiyle dünya edebiyatına mührünü vurmuş bir yazardır. Aradan onlarca yıl geçtiği, teknolojiyle beraber nesiller ve alışkanlıklar değiştiği hâlde onun longseller raflarında kalması işte bu mührün göstergesidir.

Tom Sawyer’ın Maceraları (1876)
Tom Savvyer Yurtdışında (1894)
Tom Savvyer, Dedektif (1896)

 

 

Dünya edebiyatının en haylaz çocuklarından biri olan Tom Sawyer, Mark Twain’in de en popüler karakteridir. Kitap 1840’ların Mississippi’sinde geçer. Teyzesiyle birlikte yaşayan Tom, yaramazlığıyla ün salmış bir çocuktur. Okulda kız arkadaşıyla bazı sorunlar yaşamasından sonra, sıkı dostu Huckleberry Finn’le yolu bir gece vakti mezarlığa düşer. Mezarlıkta Kızılderili Joe’nun bir cinayet işlediğini, cinayet silahını da sarhoş ve baygın olan üçüncü kişinin eline tutuşturup ortalıktan kaybolduğunu görür. Biz de bir yandan Tom Sawyer’ın yaramazlıklarla dolu geçen günlerini takip ederken, bir yandan bu cinayetin adım adım çözülmesini okuruz. Tom Sawyer’ın Türkçeye çevrilmemiş iki devam kitabı daha mevcuttur. Tom Sawyer Yurtdışında kitabında, Tom’la arkadaşlarının bir balonla Afrika’ya gittiklerini ve burada yaşadıkları maceraları görürüz. Tom Sawyer, Dedektifteyse bir başka cinayet hikayesiyle karşılaşırız.

Huckleberry Finn’in Maceraları (1885)

Bu kitap, her ne kadar Tom Sawyer maceralarının ikinci kitabı olarak seriye dâhil edilse de, Huck’ın öne çıkan güçlü karakter yapısı sebebiyle ayrı bir başlıkta incelemeye değerdir. Huck’ın ağzından yazılan kitap, “Tom Sawyer’ın Maceraları’ isimli kitabı okumadıysanız beni bilmezsiniz, ama önemi yok. O kitap Bay Mark Twain tarafından yazıldı ve kendisi çoğunlukla sahici şeyler anlattı” diye başlar.

Huck, Tom’un aksine daha vurdumduymaz, daha serseri bir çocuktur. Üstelik sığınabileceği sevgi dolu bir teyzesi dahi yoktur. Hatta ilk kitabın bir yerinde evlat edinilmesine karşın sokakları özler ve evden kaçar. Bu kitapta Huck, alkolik babasından gördüğü kötü muamele yüzünden yine kaçar ve başka bir bölgeye yerleşir. Burada soylu bir kadından kaçan köle Jim’le beraber bir sal yolculuğuna çıkar. Kitap boyunca suç/suçlu, kölelik/özgürlük tartışması yapılır, ancak Huck toplumsal baskılardan ziyade esas doğrunun kalbinden geçtiğine kanaat getirir ve ona göre davranır.

Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yankee (1889)

Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yankee, döneminde “zaman yolculuğu” meselesini konu edinen kitapların öncüsü olmakla birlikte onlardan biraz farklıdır. 19. yüzyılda yazılan feminist-sosyalist ütopya kitaplarında zaman yolculuğu hep ileriye, muhteşem bir geleceğe yönelik yapılırken, Twain bunu tersine çevirir ve karakterini 6. yüzyıla gönderir. Evet 19. yüzyılın Connecticut’ında yaşayan Hank Morgan isimli bir mühendis bir gün başına aldığı darbeyle bilincini kaybeder. Uyandığında da kendini Kral Arthur’un yönettiği İngiliz topraklarında bulur. Morgan, modern çağdan edindiği bilgileri kullanarak kendini ilk başta bir büyücü gibi sunar. Aradan zaman geçince, yarattığı etkiyi toplumsal gelişmeye yöneltir ve İngiltere’yi demokrasiye, çoğulculuğa, hoşgörüye geçirmeye çalışır. Bunu yaparken bazen monarşiyle bazen kiliseyle takışır. Bu sayede geçmişin karanlık yüzü ortaya çıkarken, 19. yüzyılın da sanıldığı kadar matah olmadığının altı çizilir. Yani Twain her dönemin zihniyetinde problemli şeyler olduğunu söyler ve gelişimin bir devinim hâlinde sürmesi gerektiğine vurgu yapar.

Âdem ile Havva’nın Güncesi (1904)

Kimi zaman tek başına, kimi zaman diğer öyküleriyle birlikte toplu bir şekilde basılmış olsa da Âdem ile Havva’nın Güncesi, Mark Twain’in en sevilen öykülerinden biridir. Twain bu öyküsünde erkeklerle kadınlar arasındaki binlerce yıllık ilişkiyi mizahi bir dille masaya yatırır. Bunun için de geçmişe, insanlık tarihinin ilk çiftine, Adem ile Havva’ya gider. Âdem ile Havva dünyaya sürgün edildiklerinde sudan çıkmış balığa dönerler. Dünyayı ve dünyadaki şeyleri yeni yeni tanımaktadırlar. Ne var ki aşk da bunlardan biridir. Âdem hayatta kalmak için doğayla baş etmeye çalıştıkça Havva’yla da baş etmeye çalışır. Dünyayı yavaş yavaş tanımlayıp algıladığı gibi Havva’yı da aynı yavaşlıkla tanır. Hâl böyle olunca da ortaya pek çok mizahi durum ve olay çıkar. Ne var ki aşk her zaman, her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi bilir.

İnsan Nedir? (1906)

“İnsan Nedir?”, Mark Twain’in en felsefi kitabı olarak görülür. Kitapta “Yaşlı Adam” ve “Genç Adam” adlı iki karakter vardır ve bu iki karakter diyaloglardan oluşan bir tartışma yürüterek hayata ve insana dair pek çok şeyden bahsederler. Yaşlı Adam, insanı bir makine gibi görür; kendi arzularını, istek ve beklentilerini hayata geçirmek için çalışan bir makine gibi. Genç Adam’sa buna itiraz eder ve insanın özgür iradesinden, daha aşkın bir şeyleri hedefleme uğraşından bahseder. Yani bir makine olmadığına vurgu yapar. İkili arasındaki tartışma yer yer mizahi yer yer sert bir tona evrilir. Twain, okur olarak bizleri de bu tartışmada bir taraf tutmaya yönlendirir. Ne var ki tarafımız sürekli değişir, zira iki karakterin de haklı olduğu noktalar vardır.

Gizemli Yabancı (1916)

Twain’in ölümünden sonra yayımlanan bir kitap olan Gizemli Yabancı, gerek konusu gerek karakterleri itibarıyla (tıpkı İnsan Nedir? gibi) diğer kitaplarından farklıdır. Gizemli Yabancı, Orta Çağ’daki küçük bir köyde geçer. Theodor, Seppi ve Nikolaus isimlerindeki üç erkek çocuk bir gün gizemli bir yabancıyla karşılaşırlar. Bu yabancı Şeytan’ın yeğeni Philipp Traum’dur. Çocuklar ilkin ona inanmazlar. Traum da onlara çeşitli sihirler gösterir, geleceği bildiğini ispat eder. Çocuklar ona inandıktan sonra da Traum başlar konuşmaya: Konuyu insanlıktan tutar Tanrıya getirir, dünyadan başlar, ahirete götürür. Bütün bu konuşmalar sırasında da insanlığın “Ahlak! Erdem!” diye diye işlediği bütün suçları ayrıntılı bir şekilde sorgular. Böylece okuru kimin kutsal, neyin lanetli olduğuna dair bir sürü soru işaretiyle baş başa bırakır.

(KAFKA OKUR, 01.04.2024)

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN