Vecdi SAYAR
Hiroşima ve Nagasaki gibi 2. Dünya Savaşı’nın bitiren büyük katliamları anımsarken, insanlık tarihinde savaşların yol açtığı acıları beyazperdeye yansıtan sinemacılara ve onların yapıtlarına değinmekte yarar var.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bir askeri uçağı Japonya’nın Nagasaki kentine bir atom bombası attığından takvimler 9 Ağustos 1945’i gösteriyordu. Bu tarihten üç gün önce de Hiroşima’ya atom bombası atılmıştı. Japonya’nın teslimi ile 2. Dünya Savaşı’nı sonlandıran bu iki gün sonunda üç milyona yakın insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası sakat kalmıştı. ABD propaganda makinesi bu katliamla dünyayı kurtardığını ilan ederken, dünyanın dört bir yanında felaketin acısını yüreğinde hisseden yazarlar, çizerler ve sinemacılar savaşın olumsuz yanlarını konu alan ürünler verdiler. Ülkemiz de şu günlerde bir dönüm noktasında. Yarın TBMM’de oylanacak olan ‘çerçeve yasa’ ile elli yıllık çatışma sürecinin sonlanmasına yolu açılabilecek. Bakalım sanat dünyamız bu süreci izlemekle mi yetinecek?
Yalnızca emperyalist saldırıları konu almıyor sanatçılar; ülkelerin iç gerilimlerinden kaynaklanan çatışmalar/savaşlar ve ‘Soğuk Savaş’ yıllarının acıları da yansıyor şiirlere, romanlara, resimlere, fotoğraflara, tiyatro sahnelerine, filmlere… Günümüzde İsrail’in Filistin soykırımı ve Lübnan işgali, ABD ve İsrail’le İran, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşlara tepkisiz kalmayan sanatçıların başında sinemacılar geliyor. İç çatışmalara ilişkin filmlerden söz etmeyi haftaya bırakarak bugün beyazperdede savaş temasına ilişkin örneklerle yetineceğim.
KURTULUŞ SAVAŞLARI
İnsanın yaşam hakkını elinden alan savaşlar tarih boyunca sanatçıların temel konularından birini oluşturdu. Sinemacılar arasında, ülkelerinin resmi ideolojileri doğrultusunda savaşları yüceltenler oldu elbette, ama bu ürünler içinde sanatsal değer taşıyanlar azınlıktadır. Sanatçıların çoğunlukla savaş karşıtı filmlere imza attığını biliyoruz. Tek bir istisna ile: Kurtuluş savaşları… Emperyalist emellerle başkalarının topraklarını ve kültürlerini talan etmeye kalkışanlara karşı savaş veren halklardan yana olmuştur sanatçılar. Kuzey ve Güney Amerika’nın yerli halklarının sömürgecilere karşı verdikleri savaşları yansıtan pek çok örnek var. Fernando Solanas ve Octavio Getino’nun ‘Kızgın Fırınların Saati’, Patricio Guzman’ın ‘Şili Savaşı’, Avrupa’dan Gillo Pontecorvo’nun ‘Cezayir Savaşı’, Laurent Herbiet’nin ‘Albayım’, ülkemizde Muhsin Ertuğrul’un ‘Ateşten Gömlek’, Osman Seden’in ‘Düşman Yolları Kesti’, Ziya Öztan’ın ‘Kurtuluş’ filmleri bu geleneğin belli başlı örnekleri arasında…
Savaş filmleri, tarihsel olayları konu alan yapımlar arasında önemli bir oran oluşturur. ‘Aksiyon’a meraklı olan seyirci kitlelerini cezbeden yapımların el atmadığı tarih dilimi kalmamıştır diyebiliriz. Antik Yunan’ın ve Roma İmparatorluğu’nun farklı dönemlerine ilişkin yüzlerce yapım var sinema tarihinde. İspartalıların Persler karşısındaki yenilgisini anlatan Rudolph Maté’nin ‘300 İspartalı, Oliver Stone’un ‘Büyük İskender’, Anthony Mann’in ‘Roma İmparatorluğunun Çöküşü’ antik savaşları konu alan filmlerden yalnızca birkaçı.
Orta Çağ’a ilişkin filmlerden, Selahaddin-i Eyyubi’nin Haçlı orduları ile savaşını anlatan Ridley Scott’un ‘Cennetin Krallığı’, İskoçların İngilizlere karşı verdiği savaşın kahramanı Willam Wallace’ı konu alan Mel Gibson filmi ‘Cesur Yürek’, 13.yy’da Moğollara ve Titan şövalyelerine karşı zafer kazanan Rus kahramanı konu alan Ayzenştayn’ın ‘Alexander Nevsky’si unutulmazlar arasında… Türk tarihine ilişkin Ertem Eğilmez’in ‘Bir Millet Uyanıyor’undan Fatih Aksoy’un ‘Fetih 1453’üne çok sayıda film yapıldı, ama hiçbiri hamaset tuzağını aşamadı. Orta Çağ’da İngiltere ile Fransa arasındaki 100 Yıl Savaşını konu alan Ridley Scott’un ‘Son Düello’su, Kenneth Branagh’ın ‘V. Henry’si, Luc Besson’un ‘The Messenger: The Story of Joan of Arc’ı izlemeye değecek yapımlardan birkaçı… 19. yüzyıl Fransız tarihinin en tartışmalı kahramanı Napolyon’un hayatı pek çok yönetmeni cezbetti. En iyileri olan Abel Gance’ın 1927 tarihli ‘Napolyon’unun ardından yüzü aşkın Napolyon filmi yapıldı. İzlenmesi gerekenler arasında Sergey Bondarçuk’un ‘Savaş ve Barış’ı ile ‘Waterloo’su ve Ridley Scott’un 2023 yapımı ‘Napoleon’unu sayabilirim.
DÜNYA SAVAŞLARI
1.Dünya Savaşı’nıı konu alan başyapıtlar arasında, Charles Vidor’un Hewingway romanından uyarladığı ‘Silahlara Veda’ ilk akla gelenlerden biri. Lewis Mileston’un Etrich Maria Remarque romanından uyarladığı 1930 tarihli ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’, 1979’da Delbert Mann, 2022’de Edward Berger tarafından yeniden beyazperdeye aktarıldı. Jean Renoir’ın ‘Harp Esirleri’ (La Grande Illusion), Stanley Kubrickin ‘Zafer Yolları’, Steven Spielberg’in ‘Savaş Atı’, Sam Mendes’in ‘1917’ filmlerinde de barış yanlısı bir tutum vardır. 2. Dünya Savaşı da dünya sinemasında en fazla işlenen konulardan biridir. Amerikalı yönetmenlerden Spielberg’in ‘Er Ryan’ı Kurtamak’, ‘Schindler’in Listesi’, Terence Malick’in ‘İnce Kırmızı Hat’, Mel Gibson’un ‘Savaş Vadisi’ (Hacksaw Ridge), Franklin Schaffner’in ‘Patton’, İngiliz-Amerikalı yönetmen Christopher Nolan’ın ‘Dunkirk’, milliyetçi damardan beslense de savaş karşıtı bir mesaj vermekten geri durmayan yapımlardı. Savaşı sonlandıran atom bombası kimi belgesel, kimi kurmaca pek çok filme konu oldu. En başarılısı Nolan’ın ‘Oppenheimer’ı hiç kuşkusuz.
Sovyet sinemasından Mikhail Romm’un ‘Sıradan Faşizm’, Tarkovski’nin ‘Ivan’ın Çocukluğu’, Elem Klimov’un ‘Gel ve Gör’, Larisa Şepitko’nun ‘Yükseliş’, Polonya’dan Wajda’nın ‘Küller ve Elmas’, ‘Kanal’ ve ‘Katyn’ savaşı en etkili biçimde yansıtan filmler arasındadır. Önümüzdeki hafta gösterime girecek olan Anthony Maras’nın ‘Fırtınadan Önce’ (Pressure) savaşa bilim insanının gözünden bakan, izlemeye değer bir yapım. Slovak yönetmen Jan Kadar’ın ‘Ana Caddedeki Dükkan’, Macar yönetmen Laszlo Nemes’in ‘Saul’ün Oğlu’, İngiliz Jonathan Glazer’in ‘İlgi Alanı’ filmleri ise doğrudan savaş sahneleri içermeyen ama Nazizm’in dehşetini sergilemekte pek çok 2. Dünya Savaşı filminden daha etkili olabilen yapımlar.
ABD’nin Vietnam Savaşında işlediği insanlık suçları kimi yönetmenlerce ima yoluyla, kimilerince açıkça eleştirildi. Sinema tarihinde iz bırakanların başında F. F. Coppola’nın ‘Kıyamet’i (Apocalypse Now), Oliver Stone’un ‘Müfreze’ ve ‘Doğum Günü Dört Temmuz’, Kubrick’in ‘Full Metal Jacket’, Michael Cimino’nun ‘Avcı’, Brian de Palma’nın ‘Savaş Günahları’ bu listenin olmazsa olmazları arasında. Bu filmlerin pek çoğunda savaş karşıtlığını gözlemlemek mümkün ama bunu mizahtan yararlanarak yapanlara şapka çıkartmak lazım. Özellikle Chaplin’in ‘Şarlo Asker’ (kısa film) ve ‘ Büyük Diktatör’ü ile Stanley Kubrick’in ‘Dr. Garipaşk ya da Dertlenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim?’ini vurgulamadan geçemem. Bir de, Wilfred Owen şiirlerinden oluşan Benjamin Britten’in müzikalini beyazperdeye yansıtan Derek Jarman’ın ‘Savaş Ağıtı’ (War Requiem)’i… Bu satırları yazarken, yeni bir kitap elime çeçti. Ange Yayınlarından çıkan Oğuz Makal’ın ‘Sinema Tarih, Tarih Sinema – Sinemada Tarihin Görüntüsü’nde pek çok filme ilişkin bilgiler bulabilirsiniz. Sevgili dostumu kutluyor, yeni kitabının okuru bol olsun diyorum.
(Birgün, 09.08.2026)


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN