Post image
Vebayla mücadele etmek

 

Şebnem Korur FİNCANCI

Bazen bir ülkede olup biteni anlamak için uzun değerlendirmelere gerek kalmaz.
Birbirinin yansıması iki isim yeter. Bu hafta Türkiye’de iki kadın öldürüldü. İkisinin de adı Fatma Nur Çelik. Biri öğretmendi. Bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Üstelik risk olduğunu daha önce bildirmişti. Milli eğitime başvurmuştu. Yani ortada “öngörülemeyen bir şiddet” yoktu; aksine, açıkça bildirilen bir tehlike vardı. Diğer Fatma Nur Çelik ise çocukken tecavüze uğradığı bir adamla evlendirildi. Ondan bir çocuğu oldu. Sonra o adam kendi çocuğunu istismar etmeye başladı. Kadın yetkililere başvurdu. Yardım istedi. Korunmak istedi ama Zeytinburnu sahilinde anne ve çocuğun cesetleri bulundu.

İki ayrı hayat. İki ayrı hikaye. Ama aynı sonuç: Önceden bilinen bir şiddetin engellenmemesi. Bir ülkeyi anlamak istiyorsak insanların orada neden öldüğüne bakmamızı söylüyor Camus. Ölümün kendisi değil, ölümün nasıl ve neden geldiği anlatır bir toplumu. Önceden bildirilen tehlikeler, duyulmayan uyarılar, korunmayan hayatlar… Bir ülkede insanların neden öldüğü, o ülkede kimin gerçekten korunduğunu da gösterir. Bu yüzden bu iki cinayet yalnızca bireysel suç değil, yapısal şiddetin sonucudur. Devletin en temel yükümlülüklerinden biri, şiddet riskini bildiren insanları korumaktır. Bu sadece ahlaki bir görev değil, hukuki bir zorunluluktur. Uluslararası sözleşmelerde de Türkiye’nin kendi mevzuatında da böyledir. Bir kişi “Ben tehdit altındayım” dediğinde devletin görevi “Olursa bakarız” demek değildir. Oysa bu memlekette kadınlar şiddeti bildiriyor. Dilekçe veriyor. Karakola gidiyor. Kuruma başvuruyor. Sonra öldürülüyorlar. Ve her seferinde aynı cümle kuruluyor: “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.” Oysa soruşturma cinayetten sonra değil, risk ortaya çıktığında başlamalıdır. Kadına yönelik şiddet yalnızca bireylerin suçu değildir. Kurumların hareketsizliği de bu suçun parçasıdır. Bir öğretmen defalarca risk bildirdiği halde korunmuyorsa, bir kadın çocuk istismarını bildirdiği halde yalnız bırakılıyorsa burada yalnızca fail yoktur. Kurumsal ihmal vardır. Politik tercihler vardır.

Albert Camus ile başladık, onunla devam edelim, çünkü biliyoruz bu toplumda dehşet uyandıran olaylar karşısında, aynı dehşeti dalga dalga üzerimize salan bir intikam arzusu da hızla idam güzellemelerine kapı aralıyor. Camus ölüm cezası üzerine Nobel aldığı yıl yayımlanan “Réflexions sur la guillotine-1957/ Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler (ç.Ali Sirmen)” başlıklı ünlü denemesinde devletin öldürme yetkisini tartışırken “Devletin soğukkanlılıkla ve önceden tasarlanmış biçimde öldürmesi, bireysel cinayetten daha az korkunç değildir” sözünü idam cezası için söylüyordu ama aynı soru bugün hem idam naraları bağlamında hem de yapısal şiddet olarak karşımıza çıkıyor: Şiddet önceden bilindiği halde durdurulmuyorsa, korunması gereken insanlar korunmuyorsa, devletin sorumluluğunun başladığı yeri unutmamakta yarar var. Öldürmemeyi öğretmek isteyen bir toplum, öldürmeyi yasallaştıramaz. Bir toplum hayatı korumak istiyorsa, şiddeti yalnızca cezalandırmakla yetinemez; onu önlemek zorundadır. Önceden bilinen tehlikelerin görmezden gelindiği, korunması gereken insanların korunmadığı bir yerde mesele artık yalnızca suç değildir; kamusal sorumluluktur.

Camus’nün Veba romanından ilhamla hekimliğimi şekillendiren Doktor Rieux felaket karşısında iki tür insan olduğunu söyler: Kaçanlar ve kalanlar. Kaçanlar tehlikeyi inkar eder, sorumluluğu başkasına bırakır. Kalanlar ise kahraman oldukları için değil, başka türlü davranamayacakları için mücadele eder. Rieux buna “dürüstlük” der ve basitçe şöyle açıklar:

“İşimi yapmak.” Bir toplumda hayatı koruması gereken kurumlar da aslında bundan fazlasını yapmak zorunda değildir. Ama bunu yapmadıklarında geriye yalnızca ölüm haberleri kalır. Bir de idam naraları! Doktor Rieux önemli bir uyarı yapar: Veba mikrobu asla tamamen yok olmaz, yıllarca uykuda kalabilir ve bir gün yeniden ortaya çıkar. Camus bunu yalnızca bir hastalık için söylemez; kötülüğün ve kayıtsızlığın toplumlarda hep geri dönebileceğini anlatır. Bu yüzden mesele vebanın bir gün ortaya çıkması değildir. Mesele, ortaya çıktığında kimin sorumluluk aldığıdır. Bu hafta iki kadın öldürüldü. İkisinin de adı Fatma Nur Çelik’ti. Ve asıl soru hâlâ aynı: Bu ülkede vebaya karşı kim gerçekten mücadele ediyor?

(Günlük Evrensel, 05.03.2026)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN