Tuğçe ÇELİK
Birgün Gazetesi – Kültür Sanat
İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Arter’in, Azize Tan küratörlüğünde düzenlediği “Kıyametin Ustaları” Film Programı, 25 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında Sevgi Gönül Oditoryumu’nda gerçekleşecek. 2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi László Krasznahorkai ile sinemadaki “ruh eşi” olarak anılan Béla Tarr’ın birlikte çalıştıkları beş filmin gösterileceği program, geçtiğimiz ay hayatını kaybeden Tarr için aynı zamanda bir anma niteliği taşıyor. Savaşların sıradanlaştığı, otoriterliğin kalıcılaştığı ve kültürel alanın daraldığı bir dönemde “kıyamet” artık soyut bir metafor değil; içinde yaşadığımız atmosferin adına dönüştü. “Kıyametin Ustaları” tam da bu tarihsel eşikte izleyiciyle buluşuyor.
“Dünyanın şu anda içinden geçtiği dönem benzerine rastlamadığımız bir çöküşe doğru gittiğimizi gösteriyor. Adı konmamış bir Üçüncü Dünya Savaşı yaşanıyor, devletleri ve toplumları ayakta tutan değerler hiçe sayılıyor. Krasznahorkai ve Tarr’ın filmlerinin, içinde bulunduğumuz dünyayı anlamak ve bizi düşünmeye sevk etmek açısından önem taşıdığını düşünüyorum” diyen Tan ile “Kıyametin Ustaları”nı konuştuk.
Küratör – Azize Tan
Programın başlığını seçerken ilham kaynağınız neydi?
Susan Sontag, Krasznahorkai’yi “Kıyametin Efendisi” olarak tanımlıyor. Nobel komitesi de bu tanımdan ilhamla 2025 yılı Edebiyat Ödülü’nün “kıyametvari bir dehşetin ortasında sanatın gücünü yeniden teyit eden, etkileyici ve vizyoner eserleri” nedeniyle Macar yazar ve senarist László Krasznahorkai’ye verildiğini açıklıyor. Bölümün başlığını koyarken ilhamımız Sontag oldu.
Krasznahorkai ve Tarr’ın ‘kıyamet’i sistemsel bir çöküşe mi işaret ediyor?
Kasvet, gizem ve kara mizahı barındıran bu filmlerde, kaçınılmaz görünen şiddet bizi zaman zaman dehşete düşürse de, çağdaş edebiyatın ve sinemanın en özgün iki sesinin bir düzen arayışında oldukları ve kaosa direndikleri söylenebilir. Hikâyeleri belki günümüzde algılandığı gibi ‘büyük hikâyeler’ değil ama insan gerçekliğine yaklaşmaya çalışıyor. Tarr, birlikte senaryoları nasıl yazdıkları sorulduğunda “hayatı tartışıyorduk” cevabını veriyor. Bir başka söyleşisinde Şeytan Tangosu ile ilgili olarak Tarr, “Hiçbir zaman siyasi bir film yapmak istemedim. Sefalet içinde yaşayan insanlar üzerine bir film yapıyorsanız ve onların haysiyetini korumayı başarıyorsanız, bu da siyasi bir ifadedir. En büyük siyasi ifade budur. Rejimin çökmesi değildir” cevabını veriyor. Sonuçta yaşamak politik bir eylem. Bugün dünyaya baktığımızda kendi kıyametimizi kendi ellerimizle yarattığımızı görüyoruz. En önemli mesele sistemin dayattıklarını kabullenmeyip sorgulamaya devam etmek. Bu filmler de bu soruları sormamızı sağlıyor.
Krasznahorkai’nin Nobel alması programı bir kutlamaya mı yoksa çağın karanlığına karşı bir uyarıya mı dönüştürüyor?
Krasznahorkai’nin Nobel’i kazanması bir sanatçı olarak daha güncel olmasını sağlıyor. Bu filmleri her zaman gösterebilirsiniz ama böyle bir ödül izleyicilerin ilgisinin bu programa yönelmesini kolaylaştırabilir. Yoksa bu kitapların ve filmlerin önemini artıran bir durum değil. Sadece bu iki sanatçının insanlık durumuna dair ne kadar önemli sözler söylediklerini bir kez daha hatırlamamıza yarıyor. Bu seçkiyi, sanatçıların içinde yaşadığımız dünyayı ve insanlık halini anlamakta bize nasıl rehber olabildiklerinin bir hatırlatması olarak görüyorum. O nedenle artık okumadığımız ve izleme pratiklerinin tamamen değiştiği bu dönemde önemli bir hatırlatma niteliği taşıyor.
Program aynı zamanda bir anma niteliği taşıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?
Tarr’ın 6 Ocak’taki zamansız vefatı programın aynı zamanda bir anma niteliği taşımasına yol açtı. Kendisini ve göstereceğimiz filmlerin hepsinin kurgusunu yapan ve bazılarını birlikte yönettiği eşi Agnes Hranitzky’yi gösterimlere davet etmiştik. Ancak sonrasında vefat haberini aldık. Asıl amacımız Krasznahorkai Nobel’i kazandıktan sonra Tarr ile arasındaki o eşine az rastlanılan “ruh eşliğini” vurgulayan bir program yapmaktı. Bu tip programlar bugün bize ne ifade ettikleriyle de anlam kazanır. Bu iki ustanın yazma ve film yapma biçimleri, dünyayı, insanlığı, insanlığın amacını ve sonunu anlama çabaları bugün için bize ışık tutuyor. Hele de bildiğimiz tüm değerlerin imha olduğu, bilinmez bir geleceğe doğru kaygıyla ilerlediğimiz bir zamanda. Her şeyin çok hızlı tüketildiği ve insanların çok zor konsantre olabildiği zamanlarda, bu siyah beyaz filmler belki süreleriyle genç izleyicileri zorlayabilir ama seyrederken seyircisinden daha fazla şey talep eden bu filmler bizi düşünmeye, hissetmeye ve anlamaya zorluyor.
Film gösterimleriyle birlikte söyleşiler de programda yer alıyor. Katılımcıları neler bekliyor?
Yönetmen Reha Erdem ile yapacağımız sohbet programa dair bir giriş konuşması olacak. Bir yönetmenin gözünden Béla Tarr’ın sinemasının ne ifade ettiğini konuşacağız. Fatih Özgüven’in ‘Torino Atı’ sonrası seyircilerle yapacağı sohbet ise seyircileri tartışmanın bir parçası yapmayı amaçlıyor. Fatih’le bu tip sohbetleri farklı yerlerde de gerçekleştirdik. Bazen üzerine konuşmak aslında bizi zorladığını düşündüğümüz filmlerin ne ifade ettiğini anlamak için en iyi yol ve tüm seyircilerin katıldığı böyle bir sohbet çok akıl açıcı olabiliyor. Son gün gerçekleşecek sohbette ise Can Yayınları editörü Didem Bayındır ve yazar Ömer Oyal ‘Şeytan Tangosu’ filmi öncesi Krasznahorkai’nin edebi kimliği üzerine konuşacaklar. Yazarın kitapları Türkiye’de Can Yayınları tarafından basılıyor ve geniş bir okuyucu kitlesi var.
Etkinlikte neler var?
“Kıyametin Ustaları” etkinliği kapsamında yarın saat 19.30’da Lanet, 26 Şubat’ta saat 19.30’da Londra’dan Gelen Adam, 27 Şubat’ta saat 19.30’da Karanlık Armoniler, 28 Şubat’ta saat 16.00’da Torino Atı, 1 Mart’ta saat 14.30’da Şeytan Tangosu filmlerinin gösterimi yapılacak. Ayrıca Reha Erdem ve Azize Tan’ın “Béla Tarr Sineması ve László Krasznahorkai ile İşbirliği Üzerine” başlıklı konuşması yarın saat 18.30’da, Fatih Özgüven’in “Torino Atı Üzerine” adlı söyleşisi 28 Şubat’ta saat 18.00’de, Didem Bayındır ve Ömer Oyal’ın “László Krasznahorkai’nin Edebiyatçı Olarak Önemi Üzerine” başlıklı konuşması ise 1 Mart’ta saat 13.00’te gerçekleştirilecek.


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN