Burak GÖRAL
2011 yapımı Fransız filmi Can Dostum (Intouchables) gerçek bir olaydan yola çıkılarak gişe sinemasına uygun bir formülle yapılmış bir komedi dramdı. Bizim uyarlamamız Yan Yana da bu formülü yerlileştirip aynen takip etmiş
Doğrusu Can Dostum her ülkenin gişe sineması için uyarlamaya müsait bir altyapıya sahip. Nitekim Hindistan ve ABD’den sonra Türkiye’de de uyarlaması yapıldı ve yıllar sonra, pandemi öncesindeki gibi bir gişe hasılatı görebildi sinemalarımız. Film geçen yılın kasım ayından bu yana neredeyse 3 milyon seyirci tarafından izlendi.
Orijinal filmde bir yamaç paraşütü kazasından sonra felç kalan Philippe adlı zengin bir iş adamı ile ona bakıcılık yapması için tutulan sabıkalı bir göçmenin aralarında gelişen dostane ilişki filmin ana fikrini de oluşturan gerçek bir olay. Tezat bir durumla oluşan bu dramatik çatışma elbette giderek mizahi tonun ağır bastığı duygusal bir dostluk hikayesine dönüşüyor. Hapisten yeni çıkmış ve bir türlü iş bulamayan Driss adlı siyahi göçmenin patavatsız ama samimi tavırları, etrafında fır dönen insanlardan farklı olduğu için Philippe’in hoşuna gider. Bir süre sonra bu ilişkiden bundan da fazlasını bulur, hayata daha iyimser gözlerle bakmaya başlar. Driss de sanatın iyileştirici gücünü ve içindeki sorumluluk sahibi iyi insanı keşfeder. İzleyiciyi güldürürken duygulandırmayı da başaran filmin müzikleri de ünlü klasik müzik eserleri, disko klasikleri ve klasik caz şarkılarından oluşan bir yelpazedeydi. Özellikle Driss’i canlandıran Omar Sy’ın performansı filmin samimiyetini de artırıyordu. Hint versiyonu tipik bir şekilde filmin tüm notalarını daha çok abartan bir nitelikteyken Amerikan versiyonu Olacak İş Değil (The Upside) daha karanlık ve sevimsiz bir versiyondu maalesef. Bryan Cranston’a bakıcı olarak gelen Kevin Hart’ın performansı, Omar Sy’inkinden çok uzaktı.
Huysuz bir dobra
Mert Baykal’ın yönetmenliğini yaptığı Yan Yana, Can Dostum’un senaryosuna oldukça bağlı ama Baykal filmin mizahını Gibi dizisinin mizahına bir parça da olsa yaklaştırabilmek için Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit’le birlikte oluşturmuş senaryoyu. Doğrusu ufak tefek pürüzlere rağmen ortaya iyi bir işçilik çıkmış. Mesela daha filmin ilk sahnesinde, polis arabalarının kovalamacasını çakarlı arabaya dönüştürerek diğer uyarlamalardan daha farklı, gayet Türk bir bakış açısıyla yazmışlar. Haluk Bilginer boynundan aşağısı felçli ve hayata tutunmak için elinde sanat dışında bir şey kalmadığını düşünen, yaşam enerjisi düşük zengin adam Refik’i cebinden çok kolayca çıkarmış tabii ki. Asıl mesele Omar Sy’ın orijinal filmde yaptığını yapabilmek. Feyyaz Yiğit de doğru bir stratejiyle klişe olandan kaçınıp sempatiden yürümek yerine biraz da bir Gibi karakteri gibi huysuz bir dobra, kendince bir gustosu da olan ama şansı hiç yaver gitmemiş sorumsuz bir adam haline getirmiş Ferruh karakterini. Böylece orijinal filmi izlemiş olanlar da bu uyarlamadan keyif alabiliyorlar.
Yabancı bir filmi ya da diziyi doğru yerelleştirme konusunda bazen ölçüyü biraz kaçırıyoruz. Yan Yana bu anlamda daha dengeli. Müzikler konusunda Can Dostum’un seçkisi kadar renkli olduğu pek söylenemez ama Baykal ve yaratıcı ekip güzel atmosferler yaratmışlar. Refik’in Boğaz kıyısındaki yalısı da Ferruh’un kenar mahalledeki apartmanı da etkileyici mekanlar olmuş. Hatice Aslan ve Bige Önal’ın karakterleri orijinal filmdekinden daha bile renkli sayılırlar. Ama yine de eldeki bu malzemeye neredeyse iki buçuk saatlik metraj fazla. Özellikle son bir saatinde sahnelerin biraz sarktığını hissediyorsunuz.
(Oksijen O2, 17-23 Nisan 2026)


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN