Post image
Dedektiflik yapan koyunlar!

 

Ülkemizde vizyonu atlayıp doğrudan Prime Video’ya gelen Bir Koyun Polisiyesi (The Sheep Detective) çok iyi yazılmış ve iyi çekilmiş, ailece izlenebilecek sıcacık, nefis bir polisiye

Aslında hem teknik anlamda, hem de hikayesini ele alış biçimiyle biraz da ünlü 1995 yapımı Bebe (Babe) filmini hatırlatan Bir Koyun Polisiyesi’nin senaryosu Chernobyl ve The Last of Us dizilerinin yazarı Craig Mazin’e ait. Mazin senaryoyu Three Bags Full adlı bir romandan uyarlamış. Leonie Swann’ın Almanca yazdığı uluslararası çok satan roman, gizemli bir cinayete kurban giden iyi kalpli bir çobanın davasını çözmeye çalışan koyunlarının hikayesini anlatmakta. Filmin yürütücü yapımcılarında da yine Hollywood’un yıldız prodüktör ikilisini görüyoruz: Lego Filmi, Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary), Spider-Man into the Spider-Verse, Prime Video dizisi Spider-Noir ve daha birçok başarılı hit film/diziye imzalarını atan Phil Lord ve Christopher Miller. Yönetmen ise Minyonlar ve Çılgın Hırsız 3 gibi gişe animasyonlarının yönetmeni Kyle Balda.

Hugh Jackman’ın canlandırdığı George Hardy adlı çoban, İngiltere kırsalında küçük bir karavanda koyunlarıyla huzur içinde yaşayan bir adam. Hardy sıradan bir koyun çiftçisi değildir, koyunlarının her birine isim takmış, her gece de onlara polisiye romanlar okuyordur! Ancak bu huzurlu yaşam bir gece ansızın bir cinayetle bozulur. Kasabanın ilk bakışta beceriksiz görünen polis memuru katil adaylarını kolayca belirlese de kimin katil olduğunu bulmakta zorlanır. Ama George’un koyun sürüsü, çok sevdikleri çobanlarının katilini bulmak için ondan dinledikleri polisiye kitaplardan da faydalanarak cinayeti aydınlatmaya çalışırlar. Özellikle dinledikleri polisiye romanlarda katili herkesten önce bulan Lily adlı akıllı koyun bu araştırmada öne çıkar ama onun bile bazı yetersizlikleri ve kimi zaafları vardır. Nitekim bu süreçte o da kendisindeki önyargıları keşfedecek, hafızasının ve dayanışmanın önemini kavrayacaktır. Ama sadece Lily değil, sürüdeki bütün saf koyunlar travmatik deneyimleri hemen hafızalarından silme ve otlamaya devam etme alışkanlığına sahip olsalar da, bu kez sert gerçekle yüzleşmek durumunda kalacaklar ve hayatlarında ilk kez, güvenli alanlarından çıkmak zorunda kalacaklar.

 

 

Nazik ve zeki bir mizahla iç içe…

Bu hikayenin başrolleri ustalıkla canlandırılmış dijital koyunlar. Hepsinin kendine özgü kişiliği ve karizması var ve birbirinden ünlü isimler tarafından seslendiriliyorlar. Film aslında yetişkin ve karmaşık konulara değinmesine rağmen mükemmel bir aile filmi olarak eğlenceden de hiç ödün vermeyen bir denge tutturmayı başarıyor. Sevilen birinin kaybından sonra duyulan keder, ölüm kavramıyla yüzleşme, önyargılar yüzünden birilerini fişlemek gibi önemli temalar ustalıkla hikayeye yerleştirilmiş. Sağlam bir duygusal yapı ve yaşam bilgeliğiyle yazılmış bir senaryoya sahip. Ne çocuk izleyiciler küçümseniyor, ne de yetişkin izleyicileri sıkacak derecede bir çocuksuluk var. Hem hikâyenin insan kahramanları hem de koyunlar arasındaki sahnelerdeki ciddi anlar, kimseyi incitmeyen ve ucuz bir gösterişe dayanmayan nazik ve zeki bir mizahla iç içe geçirilmiş. Kahkaha attıran bir komediden ziyade arka planda daha sakin duran bir mizah anlayışı var ve bu da sık sık yüzünüzde geniş bir gülümseme oluşturuyor.

Filmin henüz başında çok hızlı bir şekilde (tabii ki onu oynayan Hugh Jackman’ın da katkısıyla) hemen sevdiğimiz bir karakter olan George Hardy’nin erken vedasına üzülüyoruz ama tüm film boyunca kendisini hissettiren bir karakter kendisi. Ayrıca diğer rollerde Emma Thompson, Succession’da izlediğimiz Nicholas Braun, The Bear dizisinden tanıdığımız Molly Gordon da var. Bryan Cranston, Julia Louis-Dreyfus, Patrick Stewart, Regina Hall ve Bella Ramsay gibi ünlü oyuncular da koyunları seslendirmekte.

(OKSİJEN O2, 03.07.2026)

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN