Yu Hua, dünya çapında daha çok Yaşamak, Kanını Satan Adam ve Yedinci Gün gibi romanlarıyla tanınıyor. Oysa modern Çin edebiyatındaki çıkışını öyküyle yaptı. 1960’ta Hangzhou’da doğdu; çocukluğu Kültür Devrimi yıllarında geçti. Babası cerrah, annesi hemşireydi. Diş hekimliği eğitimi aldı ve beş yıl mesleğini yaptı. 80’li yılların başında öykü yazmaya başladı ve 1983’te ilk öyküsü yayımlandı. 26 yaşındayken bir edebiyat dergisinde yayımlanan 18’imde Düştüm Yollara, onu ülke çapında tanınan bir yazara dönüştürdü. Aynı adı taşıyan kitap, gençlerle yaşlıların, yoksullarla zenginlerin; evlerde, otobüslerde, sokaklarda ve yolculuklarda kesişen hayatlarını anlatıyor. Kitaba adını veren öykünün kahramanı 18 yaşında, babasının hazırladığı kırmızı sırt çantasıyla yola çıkıyor. Gideceği yerden çok yolda olmanın heyecanıyla ilgileniyor. Dağları, bulutları ve önünde uzanan asfaltı özgürlüğün parçaları gibi görüyor. Fakat yol, kısa sürede onun hayal ettiği dünya ile karşılaştığı dünya arasındaki mesafeyi açıyor. Karşımızda alışıldık anlamda bir “kendini bulma” hikayesi yok. Genç kahraman dünyayı fethetmiyor. Dünyanın, onun iyi niyetinden ve adalet duygusundan bağımsız işleyen sert kuralları bulunduğunu fark ediyor.
Sadakat ve ihanet üzerine ağır bir soru
Kitapta en sevdiğim, edebi açıdan da en güçlü bulduğum öykü Benim Kendi Adım Yok oldu. Zihinsel engelli Laifa’ya kasabadaki herkes istediği adı veriyor, Laifa da kendisine nasıl seslenilirse seslenilsin karşılık veriyor. Gerçek adını hatırlayan tek kişi, ona hâlâ bir insan gibi davranan Chen Bey. Laifa’nın sahipsiz bir köpekle ilişkisi, öykünün en etkileyici tarafı. İnsanların küçümsediği Laifa ile köpek birbirlerine güveniyor. Laifa onu besliyor, köpek de peşinden ayrılmıyor. Kasabadaki insanların Laifa’yla kuramadığı bağı bir hayvan kuruyor. Ancak öykü ilerledikçe güvenin insanı ne kadar savunmasız bırakabileceğini de görüyoruz. Yu Hua, Laifa ile köpeğin ilişkisi üzerinden iyilik, sadakat ve ihanet üzerine ağır bir soru bırakıyor: Bir insanın inancını kötüye kullanmak, ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri değil mi?
Yu Hua’nın karakterleri çoğu zaman yaptıkları kötülüğün farkında değil. Kendilerini zalim değil haklı, duyarsız değil gerçekçi, korkak değil tedbirli sayıyorlar. Yazarın gücü burada ortaya çıkıyor: Kötülüğü olağanüstü kişilere teslim etmiyor. Şiddetin, sıradan insanların kendi davranışlarını makul göstermek için kurdukları gerekçelere nasıl yerleştiğini gösteriyor.
Dünya basınında Hua
Yabancı basındaki değerlendirmeler de Yu Hua’nın büyük siyasi anlatıları gündelik ilişkilerin içine yerleştirmekteki başarısında birleşiyor. Drew Calvert, Boston Review’da evlilik, arkadaşlık ve aile bağlarının taşıdığı ihanet ve baskıya; Kirkus Reviews sade anlatımın şiddet ve güvensizlikle birleşerek yarattığı tedirginliğe dikkat çekiyor. Eleştirmen Jonathan Liebson ise öyküleri “günümüz dünyasında geçen birbirinden tuhaf masallar” olarak tanımlıyor. Hua, The Paris Review’da Michael Berry’ye verdiği söyleşide, Kafka’nın Bir Köy Hekimi’ni okuduğunda kurmacanın özgürlüğünü keşfettiğini anlatıyor. Kafka’da atların hiçbir gerçekçi açıklama yapılmadan ortaya çıkıp kaybolabilmesi, ona nedenselliğe bağlı kalmadan yazılabileceğini göstermiş. 18’imde Düştüm Yollara’daki birçok olayın açıklanmaması aynı etkinin izini taşıyor.
Satış rekorları kıran Yaşamak neden bu kadar sevildi?
Yu Hua’yı dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaştıran roman, 1993’te yayımlanan Yaşamak oldu. Zhang Yimou’nun 1994 tarihli sinema uyarlaması romanın uluslararası tanınırlığını artırdı. Ülkemizde ise Jaguar Kitap tarafından yayımlanan Yaşamak bugün 64. baskısına ulaşmış durumda. Yaşamak’ın Türkiye’de neden bu kadar sevildiğini merak edenler için Jaguar Kitap’ın kurucusu Behlül Dündar’ın kapısını çaldım. Dündar’a göre romanın gördüğü ilginin başlıca nedenleri, “elle tutulur bir hikayesinin” bulunması, başlangıçta okurun nefret edebileceği ana karakterin geçirdiği dönüşümün inandırıcılığı, anlatının akıcılığı ve yan karakterlerin güçlü kuruluşu. Onca ölüme rağmen hayat duygusunu kaybetmeyen roman, Türk okuruna iyi geliyor. Dündar, Yaşamak’taki aile ilişkilerinin de Türkiye’de karşılık bulduğunu düşünüyor.
Bence Yu Hua’nın sevilmesinin temelinde yalnızca kültürel yakınlık yok. Onun karakterleri acı karşısında örnek insanlara dönüşmüyor. Yanlış kararlar veriyor, korkuyor, kendilerini kandırıyor ve başkalarını incitiyorlar. Yu Hua buna rağmen onları tepeden yargılamıyor. İnsanın en kötü davranışının yanında yaşama tutunma gücünü de gösteriyor. Yaşamak’ta geniş bir hayat hikayesine yayılan yaklaşımın ilk sert biçimleri 18’imde Düştüm Yollara’da bulunuyor. Yu Hua’nın öyküleri kolay bir iyimserlik sunmuyor; fakat insanı yalnızca karanlıkta da bırakmıyor. Yaşamak’ın binlerce okur bulmasının, 18’imde Düştüm Yollara’nın bugün hâlâ güçlü görünmesinin ortak nedeni burada. Yu Hua, insanın kusurlarını gizlemeden, tüm gerçeğiyle, hayatta kalma çabasını yazıyor.
18’imde Düştüm Yollara / Yu Hua / Çeviren: Bahar Kılıç / Jaguar / Öykü / 168 s.
(Oksijen 02, 18.09.2026)




Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN