Post image
Nazizm’in kılcal damarları

Şenay AYDEMİR

40 milyon euro’yu aşan bütçesiyle döneminin en pahalı İngilizce olmayan dizisi olan Babylon Berlin, 1929 yılında başlayarak Weimar Cumhuriyeti’nin son dönemlerindeki Berlin’de geçiyor ve polis Gereon Rath’ın vakaları ile birlikte Hitler dönemine uzanıyor. Şimdi HBO Max’te…

Dizinin beşince ve son sezonu Alman devlet kanalı ARD’de 10 Eylül’de başladı. HBO Max’te dört sezonu var. Şu an beşinci sezonu ise Ekim ayı içinde platforma gelecek.

 

Birinci Dünya Savaşı’ndaki ağır yenilgi ve ‘ulus için utanç verici’ olarak kabul edilen Versay Antlaşması’nın yarattığı hayal kırıklığı Alman toplumunda ciddi bir dönüşüm yaratmıştı. 1918-19 aralığında patlak veren devrimin yarım kalmasının yarattığı siyasal belirsizliklerin 1920’li yıllar boyunca devam eden etkisini ve ağır ekonomik koşulları da eklediğimizde ortaya çıkan manzara pek parlak değildi. 1929 ekonomik krizinin etkileriyle birlikte ülke siyasal, ekonomik ve toplumsal bir kaosun içinde çalkalanırken, yol insanlık tarihinin inşa edilmiş en despot rejimlerinden birisine, Nazizm’e çıktı!

Ana akım sinema (ve çoğu dizi) Nazi dönemini ‘bir sapma’ olarak anlatmayı sever. Bu anlatı, Nazileri ve rejimi ‘şeytanlaştırırken’, Alman halkının ruhunun şeytan tarafından bir an için esir edilmesi, ‘dünya dışı’ bir gücün ağır baskı dönemi gibi resmetmeyi yeğler. Bu anlatı hem Nazi iktidarını ve sonuçlarını bir kerelik bir şey gibi gösterme fırsatı sunar hem de Alman sermayesi ve toplumunun bu süreçteki sorumluluğunu silikleştirir. Yine de bu anlatıya en büyük itiraz Alman toplumunun içinden geliyor. Oliver Hirschbiegel’in 2004 tarihli Çöküş (Der Untergang) filmi örneğin. Yine son yılların en iyi dizilerinden birisi olan Babylon Berlin’e kaynaklık eden Volker Kutscher’in siyasi polisiye roman serisini anmak gerekir. (Serinin on romanı İletişim Yayınları tarafından yayımlandı). Cinayet bürodan ahlak masasına sürülmüş dedektif Gereon Rath ve polis sekreteri olarak hayatına giren Charlotte Ritter’in 1929’da başlayıp Nazi iktidarının hüküm sürdüğü döneme kadar uzanan maceralarını anlatan romanlar, yalnızca Alman toplumunun bir fotoğrafını çekmiyor, aynı zamanda Nazizm’in beslendiği toplumsal kaynakları, hayal kırıklıklarını, hızla doldurdukları boşlukları da gösteriyor.

Alman sinemasının dikkat çekici isimlerinden Tom Tykwer’in liderliğinde bir ekip tarafından yaratılan Babylon Berlin dizisi 2018’de ilk kez seyirciyle buluştuğunda büyük ses getirmişti.

Üç kuruş için…

Almanya tarihinin en pahalı dizi prodüksiyonu olduğu için değil, kaynak olarak aldığı romanların evrenini daha da büyütmeyi ve Nazi rejiminin inşasına giden süreci hayranlık uyandırıcı bir biçimde anlatmayı başardıkları için. Babylon Berlin, 1929 yılının Berlin’ine götürdüğü seyirciye yalnızca toplumsal çürümenin, kaldırımda üç kuruş için insan öldüren katiller, yoksulluktan bedenini satan kadın ve erkekler, üç kuruşa insan çalıştıran patronlar ya da ekonominin çarkını döndüren mafyada bulunmadığını, aynı zamanda polis, ordu, bürokrasi ve yargının fazlasıyla bunda payını aldığını gösteriyordu. Daha Naziler o kadar güçlü değilken bile devlet aygıtının hatırı sayılır bir parçasının faşizm için hazır olduğunu da… Toplumun çaresizlik ve umutsuzluğunun yarattığı bir durum olarak da ele almıyordu dizinin yaratıcıları bu durumu. Bir yandan Versay Antlaşması’yla silahsızlandırılan Alman ordusunun milliyetçi generallerinin ‘illegal’ oluşumlar içinde olması, diğer yandan Alman sermayesinin bu yapıyla kurduğu güçlü ilişki ve hepsinin siyasal olarak temsil edileceği platform olarak Nazi Partisi! Söz konusu ordu ve sermaye çevreleri Nazilerden pek hazzetmeyip onları fazla ‘kaba’ bulsalar da siyasal ve ekonomik ihtiraslarını karşılayacak siyasi iradenin Hitler’de olduğunu anlamaları uzun sürmüyor.

Babylon Berlin, faşizmin birdenbire ortaya çıkmadığını, toplumun ve devletin bütün kurumlarında kendisini var ettiğini, sonrasının ise iktidarı ele geçirme meselesi olduğunu açık bir biçimde ortaya koyuyordu. Faşizmin koşullarının, faşistlerin cesaretle ortaya çıkmasından çok daha önce oluştuğunu anlatıyordu. Bu bakımdan 1933’te Nazilerin iktidara gelmesinin bir başlangıç mı yoksa sonuç mu olduğunu da tartışmaya açıyordu. İşte 10 Eylül itibariyle bu tartışma dizi açısından nihayete erdi! Nazilerin 1933’te iktidarı ele geçirdiği dönemi ele alan sekiz bölümlük bir final sezonu beşinci kitap olan Mart Şehitleri romanını temel alıyor.

Bütün muhaliflerin tasfiye edilmesi

Hikaye 1933 yılının başında, Nazilerin Almanya’da iktidarı tamamen ele geçirdiği, Hitler’in şansölye olduğu ve Weimar Cumhuriyeti’nin sonunun geldiği o çalkantılı döneme odaklanıyor. Başta komünist ve sosyalistler olmak üzere bütün muhaliflerin tasfiye edilmesine ve ülkenin açık bir diktatörlüğe dönüştürülmesine vesile edilen Reichstag Yangını romanın merkezinde yer alıyor. Dizinin genel olarak serbest uyarlandığını, ama romanın ruhuna sadakatten vazgeçmediğini belirtelim.

Geçen hafta Almanya’nın aşırı sağ (kimilerine göre Neonazi) partisi AfD Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde ezici bir başarı elde etti ve yerel iktidarı aldı. Partinin yükselişinin devam ettiği/edeceği siyasi analizlerde vurgulanıyor. İşte bu ahval ve şerait içinde Babylon Berlin’in yeni sezonunun bugüne dair çok sözü olduğunu iddia edebiliriz. Çünkü, faşizm bir anda gelmez!

(Oksijen02, 11.09.2026)

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN