Post image
SUÇUN İÇİNDE DOĞUP SUÇUN İÇİNDE ERİYENLER…

 

Bir lise öğrencisi Sincan/Ankara

Son zamanlarda yaşanan olaylar yüzünden gündemden uzak kalmak zaten mümkün değil. Biz de arkadaşlarımızla oturup konuşurken “Böyle düşünen bir biz değiliz ya!”diyerek yazmaya karar verdik. Son dönemlerde yaşanan çocuk cinayetlerini, suça sürüklenen ve o suçların içinde yok olan gencecik insanları ve eski dostumuz Hüseyin Ünal’ı ölüm yıl dönümünde anmak istiyoruz.

Açık bir problem neden hala çözülemiyor?

Ama şunu en baştan söylemek lazım ki sadece anmak hiçbir şeyi çözmüyor. Analım tabii ki, saygıyla analım, sevgiyle analım. Ama her gün bu olaylar misilleme gibi artıyor, her seferinde daha canice karşımıza çıkıyor. Hiç sordunuz mu, sizce bunlar neden oluyor? Ülkemiz yıllardır bu tarz sorunlara ev sahipliği yapıyor. Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, yoksulluğun artması her geçen gün canımızı daha çok yakıyor. Mesela Sincan’da yaşayan biri, sokakta yürürken 8-9 yaşındaki çocukların bali çektiğine mutlaka denk gelmiştir. Uyuşturucu kullanım yaşı 8’e düşmüşken, bu durum sadece Sincan’a özgü olmasa da Sincan’da da çok net yaşanıyor ve birçok can yakıyor. Geçtiğimiz günlerde Nezir Yılmaz Parkı’nda çakmak gazı yüzünden hayatını kaybeden 14 yaşındaki çocuğu tanıyor musunuz? Ben tanıyorum…

Resmî verilere göre 2015 yılında uyuşturucu kullanımıyla ilgili açılan dosya sayısı yaklaşık 80 bin iken, 2024’te bu sayı 480 binin üzerine çıkmış durumda. Sentetik uyuşturucuların piyasaya çıkması, ucuz olmaları ve özellikle gençlere satılmaları ya da sattırılmaları bu yıkımın en büyük adımlarından biri. Bu sorunlar defalarca Meclis gündemine gelmesine rağmen çözüme kavuşmuyor; AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor, insan ister istemez şunu soruyor: Bu kadar açık bir problem neden hâlâ çözülemiyor? Uğruna öldüğümüz devlet, evlatlarını korumak istemiyor mu?

Koşullar ağırlaşıyor, devlet “sahip çıkmıyor”

Ekonomik koşullara baktığımızda tablo daha da ağırlaşıyor. Türkiye’de hayat bu kadar zorken, kenar mahallelerdeki çocuklar hayata borçla başlıyor. Kiminin babası işsiz, kiminin annesi tükenmiş. Eğitim seviyeleri çok düşük,çoğu ilkokuldan sonra okuldan kopmuş. Bu çocukların çevresinde sokaktan başka bir yol yok. Okul onlar için bir hayal. Çoğu sokakta ya da merdiven altı atölyelerde çalışarak hayatta kalmaya çalışıyor. Rol model aldıkları “abi”figürleriyse çoğu zaman suça bulaşmış insanlar oluyor. Başka bir hayat görmeyen çocuklar; suçun içinde doğup suçun içinde eriyip gidiyor. Aileleri okutamıyor, insanlar fark etmiyor, devlet sahip çıkmıyor.

Korkması gereken biz değiliz!

Ne kadar kolay değil mi? “Onlar suçlu, onlar cani” deyip konuyu kapatmak… Oysa çocuk evinden, hayatından kaçıyor ve sokakta kendini bulmaya çalışıyor. Bir de kısa yoldan para kazanma meselesi var tabii. Dizilerden, çevreden gördükleri hayatlarla 12-16 saat çalışıp kazandıkları para arasındaki uçurum bu çocukları illegal yollara itiyor. Kimisi uyuşturucu satarak insanları zehirliyor, kimisi hırsızlık yapıyor. Hüseyin Ünal,Ahmet Minguzzi.Atlas Çağlayan ve niceleri… Hepsi çok küçüktü. Önlerinde upuzun bir ömür vardı. Yaşamaları gereken bir hayat vardı. Hepsini saygıyla anıyoruz. Bu cinayet ortamına karşı durmak için, oturup konuşmak için, tartışmak için; bu düzenin ve bu canilerin karşısında durmak için okuyan bütün dostlarımı ve arkadaşlarımı düşünmeye, görüşmeye, tartışmaya ve çözüm yolu aramaya çağırıyorum. Korkması gereken biz değil; bu zehri sokaklarımıza getirenlerdir. Biz yalnızken değil, hep beraberken güçlüyüz.

(Günlük Evrensel Genç Hayat, 04.02.2026)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN