Post image
FİLENİN SULTANLARI 2. KEZ AVRUPA ŞAMPİYONU

Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, İtalya’yı 3-2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Türkiye’nin kadın voleybolundaki yükselişi ise bir anda başlamadı. Selim Sırrı Tarcan’ın 1919’larda okullara taşıdığı oyundan Eczacıbaşı’nın 1960’lardaki yatırımına, profesyonel ligden Avrupa kupalarına, spor liselerinden Fabrika Voleybol’a uzanan yüz yıllık birikim Türkiye’yi bugün dünyanın başlıca voleybol merkezlerinden biri haline getirdi.

Bir gecenin değil, büyük bir emeğin şampiyonluğu: Türkiye nasıl voleybol ülkesi oldu?
AA

Eren TUTEL

Sinan Erdem Spor Salonu’nda 17 bini aşkın kişinin önünde oynanan finalin son topu yere düştüğünde Türkiye yalnızca bir Avrupa şampiyonluğu daha kazanmadı.

İtalya karşısındaki 3-2’lik galibiyet, 2023’te alınan ilk Avrupa şampiyonluğunun tesadüf olmadığını da bir kez daha gösterdi. Üstelik karşıdaki takım, bir yıl önce olimpiyat şampiyonu olmuş, 2025’te Dünya Şampiyonası finalinde Türkiye’yi yenmiş İtalya’ydı

Türkiye iki kez geriye düştüğü finali çevirerek unvanını korudu ve Los Angeles 2028 Olimpiyatları’na katılma hakkını da doğrudan elde etti.

Bir ay kadar önce 2026 Milletler Ligi’ni de kazanan Türkiye, böylece üç yıl içinde ikinci VNL, ikinci Avrupa Şampiyonası şampiyonluğuna ulaştı.

Yalnızca bu fotoğrafa bakarsak Türkiye voleybolunun hikâyesinin önemli bölümü gözden kaçırırız.

Çünkü bu başarı Vargas ya da Santarelli ile de başlamadı. Hatta ilk büyük başarıyı getiren 2003 kuşağıyla bile başlamadı.

İLK TOHUM OKULDA ATILDI

Türkiye’de voleybolun başlangıcı Cumhuriyet’ten bile önceye 1919 yılına kadar uzanıyor.

İsveç’te beden eğitimi eğitimi alan ve Türkiye’nin ilk beden eğitimi öğretmenlerinin yetişmesinde önemli rol oynayan Selim Sırrı Tarcan, oyunu okullara taşıyan isim oldu.

Bu ayrıntı, aslında Türkiye modelinin yüz yıl sonra bile değişmeyen karakterini anlatıyor: Voleybol ülkede önce profesyonel kulüplerden değil, okul ve eğitim sistemi üzerinden tabana yayıldı.

1924 ile 1948 arasında bölgesel şampiyonalar, 1948’den 1970’e kadar Türkiye Voleybol Şampiyonası düzenlendi.

1958’de Voleybol-Eltopu Federasyonu adıyla bugünkü Türkiye Voleybol Federasyonu kuruldu.

Kadın Milli Takımı ilk uluslararası karşılaşmasını 1957’de oynadı, 1963’te ise ilk kez Avrupa Şampiyonası’na katıldı. Kadınlarda ülke çapında deplasmanlı lig sistemine geçiş ise 1984-85 sezonunu buldu.

Dolayısıyla Türkiye’nin bugün geldiği noktanın ilk ayağı, oyunun yaklaşık bir asırdır okulla, öğretmenle ve gençlikle kurduğu ilişkiydi.

Ancak bu zeminin uluslararası başarı üretebilen profesyonel bir sisteme dönüşmesinde başka bir aktör belirleyici olacaktı: Kurumsal kulüpler.

DÖNÜM NOKTASI: ECZACIBAŞI’NIN KADIN VOLEYBOLUNU SEÇMESİ

Türkiye kadın voleybolunun tarihini Eczacıbaşı’ndan bağımsız okumak neredeyse imkânsız.

1966’da kurulan kulübün kadın voleybol takımı 1968’de İstanbul Ligi’ne katıldı. 1972-73 sezonundan itibaren tam 17 yıl üst üste Türkiye şampiyonu oldu.

1980’de Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ikinciliğe ulaşarak Türkiye kadın voleybolunun ilk büyük uluslararası kulüp derecesini aldı. 1999’da Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak ülke voleyboluna ilk Avrupa kulüp kupasını getirdi.

Daha kritik karar ise kupaların ötesindeydi. Eczacıbaşı 1990’ların ilk yarısından itibaren diğer spor branşlarından çekilip kaynaklarını kadın voleybolunda yoğunlaştırdı.

Bu tercih, Türkiye sporunda sıra dışı bir ekonomik model yarattı: Kadın sporunun bir kulübün yan faaliyeti değil, ana ürünü olabileceği görüldü.

Sonraki yıllarda yalnızca A takım finanse edilmedi. Altyapılar, spor okulları, burslar ve tesisler kuruldu.

Kulüp, 2017 itibarıyla kendi programlarından 11 bin lisanslı voleybolcu yetiştirildiğini açıkladı.

KURUMSAL HAFIZA

Bu yatırım bugün de devam ediyor. Eczacıbaşı’nın 2025’te Kartal’da açtığı 25 bin metrekarelik yeni tesiste 4 bin kişilik ana salonun yanında üç antrenman sahası, altyapı oyuncuları için konaklama bölümleri, fitness ve fizyoterapi alanları bulunuyor.

Türkiye’nin önemli farklarından biri tam burada ortaya çıkıyor: Kadın voleyboluna yatırım bir dönemlik sponsorluk kampanyası olarak kalmadı, kuşaktan kuşağa aktarılan kurumsal hafızaya dönüştü.

ECZACIBAŞI’NIN YANINA VAKIFBANK VE FENERBAHÇE GELDİ

Tek bir güçlü kulübün varlığı milli takım için yeterli değildi. Asıl sıçrama, Türkiye’de birden fazla kulübün aynı anda dünya ölçeğinde yatırım yapmaya başlamasıyla yaşandı.

VakıfBank Spor Kulübü 1988’de Ankara’da kuruldu ve 1992’de ilk lig şampiyonluğunu aldı. Sonrasında Avrupa’nın en başarılı voleybol organizasyonlarından birine dönüştü.

Bugün kulübün yedi CEV Şampiyonlar Ligi, dört Dünya Kulüpler Şampiyonası ve 15 Türkiye Ligi şampiyonluğu bulunuyor.

2026 Şampiyonlar Ligi finalinde Eczacıbaşı’nı yenerek yedinci Avrupa şampiyonluğunu alan VakıfBank, organizasyon tarihinde kadınlar ve erkekler dahil en fazla şampiyonluk kazanan kulüp konumuna geldi.

VakıfBank yatırımı da yalnızca transfer bütçesinden ibaret değildi. 2016’da hizmete giren VakıfBank Spor Sarayı yaklaşık 30 bin metrekarelik bir kompleks olarak inşa edildi kulübün verdiği bilgiye göre tesis altyapı ve spor okulları dahil hafta sonları yaklaşık bin sporcuya antrenman olanağı sağlayabilecek biçimde tasarlandı.

Bugün kulübün İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Saraybosna’yı kapsayan dokuz voleybol okulu bulunuyor ve sistemin açık hedeflerinden biri spor okulundan altyapıya, oradan A takıma oyuncu taşımak.

FENERBAHÇE’NİN ÖNEMLİ ROLÜ

Fenerbahçe de üçüncü büyük merkez haline geldi. Sarı-lacivertliler 2010’da Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı kazanarak bunu başaran ilk Türk takımı oldu, 2012’de ise Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaştı.

Bir camia takımı olarak sarı-lacivertlilerin voleybola önemli bir yatırım yapması branşın popülerliğini büyük ölçüde artırdı.

Böylelikle 2000’lerin sonundan itibaren Türkiye’de çok önemli bir eşik aşıldı: Milli takım oyuncularının büyük bölümü sezon boyunca yalnızca Türkiye Ligi’nde oynamıyor, her hafta dünyanın en iyi oyuncuları ve en iyi antrenörleriyle aynı salonda çalışıyordu.

Milli takımın uluslararası maçlara hazırlanması artık yalnızca yaz aylarındaki kamp döneminden ibaret değildi. Kadınlar Voleybol Ligi fiilen yıl boyunca süren bir üst düzey milli takım laboratuvarına dönüştü.

TÜRKİYE LİGİ DÜNYAYA AÇILDI, DÜNYA TÜRKİYE’YE GELDİ

Bu modelin etkisini kupalar üzerinden okumak mümkün.

2010’da Fenerbahçe dünya şampiyonu oldu. VakıfBank 2011’de ilk Şampiyonlar Ligi kupasını aldı. Eczacıbaşı 2015’te hem Avrupa hem dünya şampiyonluğuna ulaştı. VakıfBank 2013, 2017, 2018 ve 2021’de Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı kazandı.

2023 Dünya Kulüpler Şampiyonası finalinde ise iki Türk takımı karşılaştı: Eczacıbaşı, VakıfBank’ı 3-2 yenerek dünya şampiyonu oldu.

Aynı şey Avrupa’da da yaşandı. 2023 Şampiyonlar Ligi finali VakıfBank-Eczacıbaşı arasında oynandı. 2026’da yine aynı iki kulüp Avrupa’nın en büyük kupasının finaline çıktı; bu kez VakıfBank yedinci şampiyonluğunu aldı.

2026’da Galatasaray da CEV Kupası’nı kazandı. Yani Türkiye’de uluslararası rekabet birkaç yılın başarılı tek kulübüyle sınırlı kalmadı.

Bu noktada milli takım başarısının önemli sırrı görülüyor. İtalya, Brezilya, ABD, Sırbistan ya da Çin’le oynanacak maçın temposu Türk oyuncular için yabancı değil.

Çünkü Paola Egonu, Tijana Boskovic, Gabi, Isabelle Haak, Zhu Ting gibi dünyanın elit oyuncularının bir bölümü yıllar boyunca Türkiye’de ya oynadı ya da Türk kulüplerine karşı Avrupa’nın en yüksek seviyesinde mücadele etti.

Türkiye böylece yalnızca oyuncu ihraç eden bir ülke olmaktan çıktı, dünya voleybolunun antrenör, oyuncu merkezlerinden biri haline geldi.

MİLLİ TAKIMIN İLK BÜYÜK KIRILMASI: 2003 AVRUPA ŞAMPİYONASI

Kulüpler başarı kazanırken milli takımın dönüşümü biraz daha zaman aldı.

2003 Avrupa Şampiyonası Türkiye açısından ilk büyük kırılmaydı. Ankara’nın ev sahipliği yaptığı turnuvada kadın milli takımı finale kadar çıkarak Avrupa ikincisi oldu.

Neslihan Demir, Gülden Kayalar, Özlem Özçelik, Bahar Mert, Natalia Hanikoğlu gibi isimlerin yer aldığı jenerasyon, kadın voleybolunu geniş kitlelerin izlediği bir spor haline getirdi.

2011’de Avrupa üçüncülüğü geldi. Bu, 2003’ten sonraki ikinci Avrupa Şampiyonası madalyasıydı.

Bir yıl sonra başka bir eşik aşıldı. Türkiye, Londra 2012’ye katılarak kadın voleybolunda tarihinde ilk kez olimpiyatlara gitti. Dönemin kaptanı Neslihan Demir açılış töreninde Türkiye bayrağını taşıdı.

Burada finansman zincirinin yalnızca kulüpler ve federasyondan oluşmadığını da not etmek gerekiyor. Eda Erdem, IOC’nin 2019 Olimpik Dayanışma Raporu’nda takım destek fonunun özellikle Londra 2012’ye giden süreçte ve sonraki milli takım kamplarında önemli rol oynadığını anlatıyordu.

ASIL HABERCİ A MİLLİ TAKIM DEĞİL, GENÇLERDİ

Bugünkü başarının belki de en önemli kanıtı 2011 ve 2012 yıllarında bulunuyor.

Türkiye 2011’de kızlarda Avrupa Gençler Şampiyonası’nı kazandı. Aynı yıl FIVB Kızlar Dünya Şampiyonası’nda da dünya şampiyonu oldu. 2012’de U20 Avrupa Şampiyonası şampiyonluğu geldi.

CEV, 2012’deki Türkiye şampiyonluğunu anlatırken “İki yıl içinde üst üste üçüncü altın madalya” olarak tanımlıyordu. Bu tarih çok önemli.

Çünkü Türkiye’nin 2023’te A Milli Takım seviyesinde kazanmaya başlamasından 12 yıl önce altyapı milli takımları Avrupa ve dünya şampiyonlukları kazanıyordu.

Başka bir ifadeyle piramidin tepesi henüz altın madalya almadan tabanı sonuç vermeye başlamıştı.

Cansu Özbay, Zehra Güneş, Ebrar Karakurt, Hande Baladın, Derya Cebecioğlu, İlkin Aydın gibi daha sonraki kuşakların yükselişi de bu ortamın devamında gerçekleşti.

Bir kuşak yaşlandığında bütün sistemin çökmesini engelleyen unsur tam olarak bu oyuncu havuzu oldu.

2009’DAN SONRA ALTYAPI KURUMSALLAŞTI

2000’lerin sonu ve 2010’ların başında federasyon modeli de değişmeye başladı.

2009’da eğitim öğretime başlayan TVF Spor Lisesi, sporcu yetiştirme sisteminin önemli ayaklarından biri oldu.

Federasyonun daha sonraki raporlarında sporcuların eğitim ve barınmalarının birlikte yürütüldüğü, burs, sağlık hizmeti, yabancı dil eğitimi ve spor psikolojisi gibi alanlarda destek verildiği görülüyor.

2010’da Ankara’daki TVF Voleybol Kampüsü açıldı. Başkent Voleybol Salonu’nun yanında antrenman salonu, kondisyon merkezi, performans ölçüm laboratuvarı, konaklama imkânı sağlayan Volley Hotel ve kapalı plaj voleybolu sahalarının aynı kampüs içinde yer alması, milli takım çalışmalarını kalıcı bir merkeze taşıdı.

FABRİKA VOLEYBOL: OYUNCU HAVUZUNU BÜYÜTMEK

2013’te başlatılan Fabrika Voleybol projesi ise piramidin en alt basamağına yöneldi.

Programın hedef kitlesi 6-12 yaş arası çocuklar. 2025 ortası itibarıyla proje 41 merkezde 23 binden fazla çocuğa ulaşmıştı.

Daha dikkat çekici veri ise katılımcıların yüzde 89’unun kız çocuklarından oluşmasıydı. Programda 141 antrenör görev yapıyordu.

Son yıllarda Hakkari, Şırnak, Van, Bingöl, Ağrı ve başka kentlerde açılan merkezlerle yetenek havuzunun büyükşehirlerin dışına çıkarılmasına çalışıldı.

Yani sistemin mantığı yalnızca İstanbul’da zaten voleybol oynayan ailelerin çocuklarını seçmek değil, oyunu daha geniş bir coğrafyaya götürüp seçilebilecek sporcu sayısını artırmak.

Bu, elit sporda son derece basit ama belirleyici bir denklem. Ne kadar fazla çocuk voleybolla tanışırsa, en üst seviyeye ulaşabilecek istisnai yetenekleri bulma ihtimali de o kadar büyür.

ARTIK YALNIZCA “UZUN BOYLU OYUNCUYU SEÇMEK” YOK

Federasyonun 2021-2024 faaliyet raporu, altyapının profesyonelleşmesinin başka bir boyutunu gösteriyor.

Milli takım oyuncu havuzu için gerçekleştirilen taramalarda çocukların yalnızca oyun performansı izlenmiyor. Sporcuların antropometrik ölçümleri kaydediliyor.

Sağlık, beslenme ve ilk yardım eğitimi veriliyor; psikolojik dosyaları oluşturuluyor ileri antropometrik ve psikomotor testler uygulanıyor.

Kondisyon çalışmaları ve gelişim kampları sonunda uygun görülen oyuncular bir sonraki kampa ya da milli takım hazırlık programlarına aktarılıyor.

Bu eski usul “uzun boylu çocuğu bul, voleybola başlat” modelinden çok daha sistematik bir oyuncu geliştirme anlayışı.

Üstelik yalnızca sporcu sayısı artmadı. TVF verilerine göre kademelere kayıtlı antrenör sayısı 2021 sonunda 9 bin 440 iken Eylül 2024’te 15 bin 299’a yükseldi.

Türkiye-İtalya rekabetinin dikkat çekici bir başka tarafı da burada ortaya çıkıyor. TVF ile İtalya Voleybol Federasyonu 2022 sonunda altyapı, antrenör ve hakem eğitimi alanlarında işbirliği anlaşması yaptı; 2023 ve 2024’te Türkiye’deki üst kademe antrenör kurslarına İtalyan uzmanlar katıldı.

Dün sahada yenilen İtalya, bir başka açıdan Türkiye’nin bilgi transferi yaptığı ülkelerden biri.

OYUNCU SAYISINDAKİ SIÇRAMA

Federasyonun kendi kayıtları voleybola yönelimin boyutunu da gösteriyor.

30 Haziran 2021’de TVF sisteminde 23 bin 743 faal sporcu bulunuyordu; bunların 16 bin 758’i kadındı. 30 Haziran 2024’te toplam sayı 135 bin 177’ye, kadın sporcu sayısı ise 110 bin 874’e çıktı.

Aynı 2023-24 sezonunda Türkiye genelinde 636 takım lig organizasyonlarına katıldı, 3 bin 99 lig karşılaşması oynandı altyapı, okul sporları ve diğer kategorilerle birlikte ayrıca 1218 karşılaşma düzenlendi. Federasyon, 81 ilin tamamında voleybol faaliyeti gerçekleştirildiğini bildiriyor.

Bu sayılar şampiyonluğun görünmeyen tarafını gösteriyor. Bir Avrupa finalinde sahada altı oyuncu var ama onları üreten sistemde on binlerce sporcu, binlerce antrenör, yüzlerce takım ve binlerce maç bulunuyor.

Para nereden geliyor, nereye gidiyor?

Başarının romantik tarafı kadar ekonomik tarafı da var.

TVF’nin 31 Ağustos 2024 tarihli denetim raporunda yalnızca “altyapı çalışmaları giderleri” kaleminde yaklaşık 49,4 milyon TL harcama görülüyor. Aynı tabloda yurtdışı faaliyetleri için 47,1 milyon TL, yurtiçi kamplar için 14,7 milyon TL, eğitim için yaklaşık 2 milyon TL harcama bulunuyor.

Gelir tarafında ise federasyonun en büyük kalemlerinden biri 284,1 milyon TL ile sponsorluk. Bunun yanında Spor Toto reklam gelirleri, yayın gelirleri ve diğer kaynaklar bulunuyor.

Dolayısıyla Türkiye modelini “Devlet ve özel şirketler yatırım yaptı” diye açıklamak eksik kalıyor.

Ortada karma bir finansman ekosistemi var: Kamu altyapısı ve destekleri, federasyon gelirleri, Spor Toto kaynakları, yayın hakları, büyük şirketlerin sponsorlukları ve Eczacıbaşı ile VakıfBank gibi kurumların doğrudan kulüp yatırımları birbirini tamamlıyor.

Bu model, kadın voleybolunda Türkiye’nin futboldan oldukça farklı bir yol izlemesini sağladı. Transfer harcaması tek hedef haline gelmedi, tesis, altyapı, antrenör ve sporcu gelişimine de para ayrıldı.

TELEVİZYON, ROL MODELLER VE YENİ KIZ ÇOCUKLARI

Başarı başka bir başarıyı daha doğurdu: Görünürlük.

2023-24 sezonunda 318 voleybol karşılaşması televizyondan canlı yayımlandı. TVF’nin Voleybol TV kanalında ise 1567 maç yayınlandı ve 11 milyondan fazla görüntülenme elde edildi.

Bu görünürlüğün toplumsal sonucu özellikle kız çocukları açısından önemli.

Bir çocuk artık yalnızca dünyanın uzak bir ülkesindeki yıldızı izlemiyor. Eda Erdem’i, Zehra Güneş’i, Ebrar Karakurt’u, Hande Baladın’ı, Gizem Örge’yi, İlkin Aydın’ı kendi dilinde konuşurken, kendi liginde oynarken, televizyon ekranında ve reklam panolarında görüyor.

Ardından o çocuk bir spor okuluna gidiyor. Spor okulundaki yetenek altyapıya, altyapıdaki oyuncu genç milli takıma, oradan profesyonel lige taşınabiliyor. Türkiye’de kadın voleybolunun en büyük avantajlarından biri işte bu pozitif döngü.

GUIDETTI’NİN BÜYÜK ETKİSİ

Türkiye’nin yükselişindeki bir başka kritik faktör, dünya standartlarında teknik bilginin ülkeye yalnızca kısa süreli milli takım anlaşmalarıyla gelmemesi. Giovanni Guidetti bunun en iyi örneği.

İtalyan antrenör 2008’den beri VakıfBank’ın başında. 2028’e kadar sürecek sözleşmesini tamamladığında aynı kulüpte 20 yılı geride bırakmış olacak.

Bu süreklilik son derece önemli. Çünkü yabancı bir antrenörün etkisi yalnızca A takımın kenarında verdiği taktik kararlardan ibaret kalmıyor.

Onun çalışma yöntemleri yardımcı antrenörlere, altyapı ekiplerine, kondisyonerlere, istatistikçilere ve oyunculara aktarılıyor. Oyuncular daha sonra başka kulüplere veya milli takıma giderken o bilgiyi beraberlerinde taşıyor.

Guidetti’nin 2017’den itibaren A Milli Takım’ı da çalıştırması bu geçişi daha da hızlandırdı. Türkiye 2017 Avrupa üçüncülüğü, 2018 VNL ikinciliği, 2019 Avrupa ikinciliği ve 2021 Avrupa üçüncülüğüyle şampiyonluğun çevresinde kalıcı hale geldi.

Daniele Santarelli döneminde ise o birikim kupaya dönüştü.

2023: SON PARÇALARIN YERİNE OTURDUĞU YIL

2023’e gelindiğinde Türkiye’de aslında gerekli parçaların büyük bölümü mevcuttu, güçlü kulüpler, Avrupa’nın en sert liglerinden biri, altyapıdan yetişmiş uluslararası seviye oyuncular…

Deneyimli Eda Erdem’in etrafında Cansu Özbay, Zehra Güneş, Ebrar Karakurt, Hande Baladın, Gizem Örge gibi yüksek seviyede yıllardır oynayan bir çekirdek vardı.

Daniele Santarelli’nin gelişiyle teknik yapı değişti. Bir de takımın uzun süredir eksikliğini hissettiği dünyanın en üst seviyesindeki skor üreticilerinden biri kadroya girdi: Melissa Vargas.

BAŞARI VARGAS’A İNDİRGENEMEZ

Türkiye, 2023 Milletler Ligi finalinde Çin’i 3-1 yenerek organizasyondaki ilk şampiyonluğunu aldı. Vargas MVP seçildi.

Ardından Avrupa Şampiyonası finalinde Sırbistan 3-2 yenildi. Türkiye tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonu oldu. Vargas finalde 41 sayı üretti.

Vargas’ın etkisini küçümsemek mümkün değil ama Türkiye’nin yükselişini Vargas’a indirgemek de tarihsel olarak yanlış.

Vargas’ın milli takımda olmadığı dönemde Türkiye zaten 2003 ve 2019’da Avrupa finali oynamış, 2011 ve 2017’de Avrupa bronzu kazanmış, 2012’de olimpiyatlara gitmiş, altyapıda Avrupa ve dünya şampiyonlukları elde etmişti.

Özetle Vargas sistemi yaratmadı, sistemin ulaşamadığı son seviyeyi aşmasını kolaylaştıran olağanüstü bir güç çarpanı oldu.

Bir takımın gerçek seviyesini tek turnuva değil, başarının devamlılığı gösterir.

Türkiye Paris 2024’te tarihinde ilk kez olimpiyat yarı finaline kadar çıktı. Bronz madalya maçında Brezilya’ya yenilerek turnuvayı dördüncü tamamladı.

2025 Dünya Şampiyonası’nda bir başka tarih yazıldı. Türkiye ilk kez Dünya Şampiyonası finaline çıktı. İtalya’ya beş sette kaybederek dünya ikincisi oldu.

2026 yazında önce Milletler Ligi şampiyonluğu geldi, ardından dün İtalya karşısında alınan Avrupa şampiyonluğu…

Böylece artık tek bir “altın jenerasyonun” birkaç haftalık formundan söz etmek giderek zorlaşıyor. Türkiye, son dört sezonda Avrupa şampiyonluğu, VNL şampiyonluğu, olimpiyat yarı finali ve Dünya Şampiyonası finali seviyelerini tekrar tekrar gören bir ülke haline geldi.

TÜRKİYE NEDEN BU KADAR BAŞARILI?

Bütün tarih bir araya getirildiğinde yanıt tek kelimelik değil.

Türkiye kadın voleybolunda başarılı çünkü bu branşa uzun süre para yatırıldı ve yatırım kesilmedi. Çünkü Eczacıbaşı gibi kurumlar 1960’lardan, VakıfBank gibi kurumlar 1980’lerden beri birkaç sezonluk sonuç yerine onlarca yıllık yapı kuruldu.

Sonra Fenerbahçe gibi bir camia takımıyla bu yapı güçlendi.

Başarılı çünkü kulüp seviyesi milli takım seviyesinden önce dünya çapına çıktı. Türk oyuncular yılın sekiz-dokuz ayını Avrupa ve dünya şampiyonluğu hedefleyen kulüplerde geçiriyor.

Başarılı çünkü altyapı yalnızca slogan düzeyinde kalmadı. Spor okulları, Fabrika Voleybol, spor liseleri, gelişim kampları, yetenek taramaları ve kulüp akademileri oyuncu havuzunu genişletti.

Başarılı çünkü yabancı oyuncu ve antrenör ithalatı yalnızca transfer olarak görülmedi; bilgi transferine dönüştü. Guidetti örneğinde olduğu gibi dünya voleybolunun yöntemleri Türkiye’de uzun yıllar boyunca uygulandı.

Başarılı çünkü kadın sporcular görünür hale geldi. Kız çocukları için voleybol, ailelerin de kabul ettiği, meslek imkânı bulunan bir alan haline geldi.

Belki de en önemli unsur, kadın voleybolu Türkiye’de birçok branşın tersine ikincil bir ürün olarak kurulmadı.

SİSTEMİN ZAYIF KARNI DA VAR

Bütün bunlar Türkiye voleybolunun kusursuz bir sistem olduğu anlamına gelmiyor.

Elit seviyedeki başarının önemli bölümü hâlâ yüksek bütçeli kurumsal kulüplerin ekonomik gücüne dayanıyor. Bu nedenle sponsorların geri çekilmesi ya da şirketlerin spor politikalarını değiştirmesi sistem açısından önemli bir risk.

Kulüp voleybolunun ağırlığının İstanbul ve birkaç büyük merkezde toplanması da yetenek havuzunun ülke geneline eşit biçimde yayılmasının önündeki sorunlardan biri.

Fabrika Voleybol’un son yıllarda Doğu ve Güneydoğu dahil yeni kentlere yayılması tam da bu nedenle önemli. Zirvedeki başarı kalıcı olacaksa mesele yalnızca VakıfBank, Eczacıbaşı ve Fenerbahçe’nin dünyanın en iyi oyuncularını transfer edebilmesi değil, Hakkâri’de, Şırnak’ta, Ağrı’da ya da Anadolu’nun herhangi bir ilçesinde voleybola başlayan bir çocuğun da sistem içinde yukarı çıkabileceği yolun açık tutulması.

Çünkü elit sporun en büyük tehlikesi, başarı kazandıktan sonra altyapının zaten çalışacağını varsaymak.

YÜZ YIL SONRA YENİDEN OKUL BAHÇESİNE

Dün akşam İtalya karşısında son sayı geldiğinde sahada Eda Erdem, Melissa Vargas, Zehra Güneş, Elif Şahin, Hande Baladın, İlkin Aydın, Gizem Örge ve onların arkasında yıllardır birlikte büyüyen bir voleybol kuşağı vardı.

Fakat şampiyonluğun başlangıç noktasını aramak için Sinan Erdem’den geriye, 2023’e, hatta 2003’e oradan 1919’larda bir okul salonuna kadar gitmek gerekiyor.

Türkiye’de voleybolun ilk adımlarını okullarda atan Selim Sırrı Tarcan’dan, kadın voleybolunu kurumsal tercih haline getiren Eczacıbaşı’na 1984’te kurulan deplasmanlı kadın liginden 1999’daki ilk Avrupa kupasına 2003’teki ilk büyük milli takım finalinden 2011’in genç dünya ve Avrupa şampiyonlarına, Başkent Voleybol Kampüsü’nden Fabrika Voleybol’a, VakıfBank’ın, Fenerbahçe’nin ve diğer kulüplerin yatırımlarından 2023’te gelen ilk büyük kupalara uzanan kesintili ama birbirini besleyen bir hat var.

Bu nedenle Türkiye’nin kadın voleybolundaki başarısını “Filenin Sultanları yine tarih yazdı” cümlesi tek başına açıklamıyor. Ortada tarihten çok bir sistem var.

Dünkü 3-2’lik İtalya galibiyeti o sistemin başlangıcı değil, bugün için ulaştığı en yüksek noktalardan biri.

Ve belki Türkiye voleybolunun asıl başarısı da burada yatıyor: Bir zamanlar tek bir madalyayı tarihi başarı sayan ülke, bugün şampiyonluğu koruyamadığında başarısız hissedebilecek kadar çıtayı yükseltmiş durumda.

(Birgün Spor, 07.09.2026)

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN