Post image
Hafızası silinen şehirlerin ardından

 

Zeynep DELAV

Bir şehir nasıl kaybolur?

Bazen bir savaşla. Bazen bir yangınla. Ama çoğu zaman sessizce ve hiç fark ettirmeden.

Bir sinema kapanır. Bir otel yıkılır. Bir pasaj boşaltılır. Bir meydan yeniden düzenlenir. Bir sokağın adı değiştirilir. Ardından o mekânlarda yaşanmış binlerce hayat da sessiz sedasız çeker gider bizden.

Bugün yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde kentler büyük dönüşüm geçiriyor. Alışveriş merkezleri eski çarşıların yerini alıyor; rezidanslar mahallelerin hafızasını siliyor. Şehir büyüyor, yenileniyor, hızlanıyor, her şehir birbirinin aynısı oluyor. Ancak aynı zamanda da unutuyor. Hızlandıkça azalmak tam olarak böyle bir fotoğrafa denk düşüyor diyebiliriz.

Fatma Berber‘in yaklaşık iki buçuk yıllık bir araştırmanın ardından tasarladığı beş ciltlik ‘Taştan Düş Yaratmak’ serisi tam da bu unutma hâline kafa tutuyor desek, haksız olmayız.

Edebiyat, müzik, resim, sinema ve şehir başlıkları altında tasarlanan seri, kaybolan izlerin peşine düşen bir hafıza arkeolojisi.

 

 

Bu yönüyle çalışma, Walter Benjamin’in Paris pasajlarında sürdürdüğü modernlik kazılarıyla akrabalık kuruyor. Benjamin, şehrin hakikatinin anıtlarda değil, gündelik hayatın küçük kalıntılarında saklı olduğunu düşünüyordu. ‘Taştan Düş Yaratmak’ da benzer biçimde tarihin merkezine değil kıyısına bakıyor; büyük olaylara değil, artık görünmeyen hikâyelere yöneliyor.

Öte yandan serinin kurduğu şehir fikri, Italo Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’ini de hatırlatıyor. Çünkü burada da şehir, yalnızca taş ve betonun toplamı değil; arzuların, hatıraların, kayıpların ve anlatıların oluşturduğu yaşayan, nefes alan bir tanıdığımızmış gibi karşımıza çıkıyor.

Türkiye edebiyatında ise bu hattın kökleri Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ine kadar uzanıyor. Tanpınar şehirleri mimarlık tarihi üzerinden değil, zamanın bıraktığı duygusal tortular üzerinden okumuştu. Berber’in çalışması da benzer biçimde mekânları yalnızca fiziksel yapılar olarak değil, hatırlama biçimleri olarak ele alıyor.

Tokatlıyan Otel’den Botter Apartmanı’na, Galata Kulesi’nden Akün Sineması’na, Ulus’tan Anafartalar Caddesi’ne uzanan güzergâh bu nedenle bir kent rehberi değil; kaybolan ve dönüşen Türkiye’nin kültürel belleğine açılan bir atlas niteliği taşıyor.

Ocak 2024 ile Mart 2026 arasında gerçekleştirilen yaklaşık yüz söyleşi ise bu atlasın insan seslerinden oluşan katmanını meydana getiriyor. Georgi Gospodinov’dan Shirin Neshat’a, Refik Anadol’dan Uğur Tanyeli’ne uzanan geniş yelpaze, belleğin yalnızca geçmişe ait bir mesele olmadığını; aynı zamanda geleceğin nasıl kurulacağıyla ilgili olduğunu da gösteriyor.

Belki de ‘Taştan Düş Yaratmak’ın en önemli iddiası burada yatıyor: Bellek, korunacak bir müze değil; sürekli yeniden kurulan bir ilişki biçimi.

Çalışmanın merkezinde aslında tek bir soru var:

Bir şehir neyi hatırlar, neyi unutur?

Bu sorunun peşinde ilerleyen seri; sevdiğimiz yazarların, sanatçıların, mimarların ve düşünürlerin seslerini bir araya getirirken okuru da kendi hafızasıyla yüzleşmeye davet ediyor.

Fatma Berber önsözde şöyle yazıyor:

“İnsanın tüm arayışlarında kayıp bir cennet, kusursuz bir an, yitirilmiş bir çocukluk vardır.”

 

 

Belki de bu yüzden ‘Taştan Düş Yaratmak’ yalnızca şehirleri değil, insanın kendisini de araştırıyor.

Çünkü bazen kaybolan bir sinemanın, yıkılan bir otelin ya da adı değişen bir sokağın ardından baktığımızda gördüğümüz şey geçmiş değil; kendimiz oluyoruz.

(Birgün Kitap, 10.07.2026)

 

Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.

SİZ DE YORUM YAZIN