Burak GÖRAL
Furious, kadın bir seri katili kovalayan bir kadın ajanın hikayesini, iki tarafa da bol sürprizli bir olay örgüsüyle bakarak anlatan heyecanlı bir dizi. 27 Temmuz’dan itibaren Disney+’ta…
Bir seri katilin peşine düşen ajan’ hikayesine sahip bu diziye adını veren ‘furious’ kelimesi, basitçe ‘öfkeli’ diye çevrilecek bir kelime değildir aslında. ‘Furious’ öfkenin fırtına gibi estiğini ifade eden, çok daha yoğun ve yıkıcı bir tarif için kullanılan bir kelimedir. Yunan mitolojisindeki intikam peşinde koşan üç kız kardeş tanrıçayı tanımlayan ‘Furies’ten gelir.
Kariyerinde New Girl, Dying for Sex ve The Dropout gibi kadın perspektifli başarılı dizilere imza atmışlığı olan Elizabeth Meriwether’in yaratıcılığını yaptığı Furious, aslında ana fikrini 1987 yapımı Bob Rafelson imzalı Kara Dul (Black Widow) filmine borçlu. Gözüne kestirdiği yalnız ve zengin erkekleri araştırıp onların hayallerindeki gibi bir kadın olarak karşılarına çıkıp servetlerine konduktan sonra onları öldürüp kendine yeni bir kurban arayan soğukkanlı, narsisist ve sosyopat bir kadının ve onun peşine düşen kadın bir federal ajanın hikayesini anlatır film. Theresa Russell’ın canlandırdığı Catherine, cinayetlerini sadece lüks yaşamını sürdürebilmek ve egosunu tatmin etmek için işler.
Dizide katil biraz farklı
Meriwether bu kadın katil-kadın polis ikilisini Me Too ve Epstein sonrası bir öfkeyle desteklemiş, böylece ortaya daha sert bir polisiye dram çıkarmış. Dizinin seri katili Catherine (Lola Petticrew) yine zengin ve yalnız erkekleri hedef alan gizemli bir katil ama kurbanlarının ortak özelliği yıllar önce reşit olmayan kızların kullanıldığı bir seks trafiğinde müşteri olarak, Catherine’in de dahil olduğu 14-15 yaşlarındaki kızlarla olmaları. Katilin bu motivasyonu elbette seyircinin de ikileme düşmesine neden olacak güçte. Catherine’in ufak tefek fiziği bir çocuk-kadın profili de çıkarıyor ortaya ve onun 20’li yaşlarının sonlarında olsa da hâlâ bir kurban olduğunun altını çiziyor.
Hikayenin diğer kutbunu onu kovalayan FBI ajanı Alice Black (Emmy Rossum) oluşturmakta. Liseden beri birlikte olduğu polis sevgilisiyle kavgalı ayrıldıktan sonra FBI’a geçmiş olan eski polis Alice, güçlü içgüdüleri sayesinde bu davaya dedektif arkadaşı Danny’nin (Scoot McNairy) çağrısıyla dahil olur. Ancak Alice’in ona ağır şiddet uygulamış olan eski polis sevgilisi Marshall da bu davanın içinde çalışan polislerden biridir ve Alice yaşadığı şiddetin travmasını hâlâ atlatabilmiş değildir.
Sistemin yozlaşmasına dikkat çekiliyor
Kedi fare oyununa dönüşen bu kovalamaca ilerledikçe, ölü sayısı da artıyor ve iki öfkeli kadın arasındaki keskin çizgi de giderek bulanıklaşıyor. Kadın seri katil meselesi zaten oldukça cazip ve çok da işlenmeyen bir konu. Ama bunun daha feminist bir yerden ve kaçan/kovalayan kadınların da erkek şiddetinin kurbanı olması üzerinden anlatılması diziyi daha da cazip hale getiriyor. Alice ve Catherine’in ortak paydası şiddet yaşarlarken seslerini duyuramamış ya da ciddiye alınmamış olmaları. Bu yüzden sistemin yozlaşmış yerlerine de dikkat çekiliyor giderek.
En son, Kadın Dedi ki (She Said) filminde izlediğimiz Lola Petticrew, Jennifer Jason Leigh’in gençliğini andırıyor ve saçını her değiştirdiğinde farklı görünebilen bukalemun bir karakterde göz dolduruyor. Ama dizinin asıl oyunculuk resitali yaralı ve öfkeli FBI ajanı Alice’i çok inanarak ve kendini vererek canlandıran Emmy Rossum’a ait. Çocuk oyuncu olarak kariyerine başlayan Rossum, Joel Schumacher’in 2004 yapımı Operadaki Hayalet (The Phantom of the Opera) uyarlamasındaki performansıyla tüm dünyanın ilgi odağı olmuştu.
Furious, dramatik olarak güçlü yazılmış, iyi kurulmuş bölüm senaryolarıyla sinematografik çekilmiş, sürükleyici bir polisiye gerilim.
(Oksijen 02, 24.07.2026)


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmadı.
SİZ DE YORUM YAZIN